Akademisyenler ve Türkiye’nin gelecekle sınavı

nesrinnnn

Dünya nükleer bir savaşın tehditi altındadır. Artık bu tehditi önlemenin imkanı yoktur. Silahlanma yarışının bir gün dünyayı böyle bir tehlikeyle yüz yüze bırakacağını düşünen Amerikan yönetimi, insan soyunun varlığını sürdürmek için uzayda bir yaşam mekiği veya yer altında bir kent inşa etmiştir. Yer yüzü nükleer atıktan arınıncaya kadar, en az 100 yıl insanların her türlü ihtiyaçlarını karşılayacak bu uzay aracına veya kente kimlerin alınacağı da uzun ve dikkatli araştırmalar sonucunda belirlenmiştir. Tıptan mühendisliğe ve sosyal bilimlere uzanan geniş bir yelpazede çalışan bilim insanları, sanatçılar, yazarlar, gelecekte yeni bir dünya inşa etmek için gerekli sayıda üst düzey hukukçu, bir kaç politikacı ve tüm bu insanları koruyacak kadar asker mekiğe binebilir veya kente kabul edilir. Politikacıların büyük çoğunluğu,ne kadar güçlü olsalar da, mekikte veya yer altı kentinde kendilerine yer bulamazlar.

Yukarıda anlattıklarım dünyanın sonunu getirecek bir felaket sonrasını konu alan Amerikan film ya da dizilerinin istisnasız ortak hikayesidir. Bu hikayelerde bilim insanlarından sadece itaat bekleyen politikacıların, bürokratların, bilim insanlarının oluk oluk kanını akıtmak ve bu kanla duş almak isteyen kana susamışların insan soyunun geleceğini kuracağı mekikte ya da yer altı şehrinde yerleri yoktur.

Aslında günümüz dünyası da, tahayyül edilen gelecekten pek farklı değildir. Artık, hangi ülke gelişmiş hangi ülke az gelişmiş diye sınıflandırırken sadece “gelir” kriterine bakmıyoruz. Demokrasinin kalitesine, temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılıp sınırlandırılmadığına,medyanın özgür olup olmadığına, adaletin kurumsal düzeyine, hukukun üstünlüğüne, üniversite ve akademik alanın özgürlüğüne ve kapsayıcılığına, ülkedeki bilim insanlarının sayısına ve bilimsel çalışma ortamının varlığına, sanatçıların, yazarların sayıca çokluğuna ve kendilerini ifade edecek özgür bir ortamın onlara sağlanıp sağlanmadığına bakıyoruz.

Ülkeler zengin oldukları için demokrasiyle yönetilmiyorlar…zengin oldukları için özgürlüklerin asıl olduğu bir hukuk devletinde ısrar etmiyorlar…bu ülkeler zengin oldukları için dünyayı daha yaşanılır kılan bilim insanları, sanatçılar ve yazarlar yetiştirmiyorlar. Bu ülkeler bilim insanları, yazarları, sanatçıları sayesinde ve onları besleyen büyüten demokrasi ve hukuk devletini önceledikleri için zengin ve müreffeh ülkeler oluyorlar ve vatandaşlarına bir gelecek sunuyorlar.

Gelişmiş ve zengin ülkelerin politikacıları aydınlarını kitlelerin önüne atmıyor. Gelişmiş ülkelerin cumhurbaşkanları, devlet başkanları, başbakanları, bakanları bir çete reisinin o ülkenin aydınları için “sözde aydınlar çanlar ilk önce sizin için çalacak…Oluk oluk kan akıtacağız ve akan akanlarınızla duş alacağız” demesine asla izin vermiyor. Böyle bir densizlik karşısında o ülkelerin savcıları kimseden emir almadan harekete geçiyor, böyle bir densizlik karşısında üniversite yönetimleri ayağa kalkıyor.

Böyle bir densizliğe izin veren ülkelerin hali ise ortadadır. Kafanızı çevirin ve Ortadoğu’ya bakın. Hatta kendi ülkenizin sokaklarına bakın. O sokaklarda yaşamak için ülkesini terk etmek zorunda kalan Suriyelilere bakın. Ülkenizde insanların nasıl öldüğüne bakın. Suruç’ta, Ankara’da, Sultanahmet’teki katliamlara bakın. Halkının bir bölümünü hain görenlerin çoluk çocuk herkese ödettiği bedelin ağırlığına bakın.

Şimdi de mafya sokağa çıkmış, akademisyenlerin oluk oluk kanını akıtacak, o kanla duş alacakmış. Bunu yapacaklarına hiç şüphem yok. Ama oluk oluk kan akıtan, sanatçılarını, yazarlarını, bilim adamlarını hain ilan eden, onları öldürmekle tehdit edenlere geçit veren bir iktidarın ve böyle bir iktidara yol veren toplumun geleceğin dünyasında yeri olmaz.