Akılla bağını koparmak…

nesrinnasyazı
Çinliler, “ilginç dönemlerde yaşamak lanettir” derler. Türk, Kürt, yaşlı, genç, AKP’li, CHP’li, akademisyen, bankacı, işadamı, gazeteci, öğrenci, işçi farketmiyor. Umutsuzluk, güvensizlik, çaresizlik, endişe…herkesi sarıp sarmalamış. Uçsuz bucaksız bir çölde, başımıza gelecekleri öngörememenin çaresizliğine teslim olmuş gibiyiz…

Anayasasızlaştırma, siyaseti top yekün yok etme derken toplum olarak akılla, hukukla ve dünyanın geri kalanıyla bağlarımızı birer birer koparıyoruz…Ne yazık ki, akılla bağlarını koparan toplumlar geleceği yakalamak yerine geçmişe tutunmaya, geçmişi yeniden yazmaya koyuluyorlar.

Sürekli geçmişi yeniden yaşamaya çalışan toplumlara bir bakın. Hepsi tarihlerini yeniden yazma peşinde. Geçmişin ihtişamını bugünün gençlerine yaşatmak için, ülkelerini neredeyse devasa bir çadır tiyatrosuna çeviriyorlar. Ne var ki, geçmişin ihtişamını görkemli binalarda, tek adama tapınma ayinlerinde ararken, dünyadaki değişimi ıskalıyorlar ve dünya için tehlike arz etmeye başlıyorlar.

Hukukla, akılla bağlarını koparan ve geleceği geçmişte arayan toplumlar esnemeyen toplumlardır aynı zamanda. Esnemeyen toplumlar ise kırılır. Bu kırılma sadece o toplumu ilgilendirmez, dünya sistemini de ilgilendirir. Irak ve Suriye’deki kırılma bırakın komşu ülkeleri, nasıl tüm Avrupa toplumlarını, siyasetini etkilediyse, bir Nato üyesi olan Türkiye’nin kırılması da tüm dünyayı etkiler.

Uzun süre Türkiye’yi yeniden dünya sisteminin bir parçası yapmak için uğraşan önemli ortaklarımız ABD ve Almanya, öyle görünüyor ki umutlarını büyük ölçüde kaybetmişler. Bir yargılama, bir askeri operasyon ve bir Meclis oylamasının aynı günlere denk gelmesi, Türkiye’nin yavaş yavaş dünyadan enterne edildiğinin işaret fişeği gibi…Bunun bir adım ötesi ‘rogue state’ ilan edilmektir.

Öyle ki, Amerikalı bir savcı, bizde “vatansever” olarak pazarlanan bir adamın kefaletle salıverilmesini önlemek için, Türkiye’de ‘siyasetçilerin yozlaştığı’ ifadesini dava dosyasına koyabiliyor. Türkiye’yi bir ABD Mahkemesinde sanık sandalyesine oturtan adamın avukatının, mahkemeye verdiği dilekçede Zarrab’dan rüşvet aldıkları iddia edilen bakanların TBMM’de aklanmış olmalarının dikkate alınmasını istemesi üzerine savcı “uluslararası hukukta soruşturmayı yapan savcı ve polislerin Zarrab davasının peşinden gitmemesi için yerleri değiştirildikten, kovulduktan hatta kendilerinin bizzat cezalandırılmasından sonra atanan savcının kararına saygı gösterilmesi şeklinde bir ilke yok.” diyor. Dahası savcı, Amerikan kolluk gücünün e–posta araştırmalarının, 17–25 Aralık dosyası ile ilgili bilgileri doğruladığını ve “Zarrab ve yardımcılarının yetkililere nakit para teslimini gösteren fiziki takip materyalleriyle bu bilgilerin uyuştuğunu” söylüyor.

Öte yandan, NATO ortağımız Amerika, “terörist” ilan ettiğimiz PYD birlikte IŞİD’e karşı ortak askeri operasyon düzenliyor ve Türkiye’nin kırmızı çizgilerini bir bir çiğniyor. Uzun süre IŞİD’in insan ve silah kanallarının kapatılması için Türkiye’den ricacı olan ABD, bizim ikircikli tutumumuz üzerine ipleri eline alıyor ve Kürtlerle birlikte Fırat’ın batısına geçiyor.

Mültecileri bir pazarlık kartı olarak kullanma uyanıklığımız ve Merkel’in ortak bir çözüm arama çabalarını zayıflık olarak değerlendirme yanlışımız ise, Almanya’da bardağı taşırıyor. AB içinde en büyük ticari ortağımız olan Almanya’da, Parlamento, 1915’in 100. yılında yapmadığı şeyi yaparak Ermeni soykırımını tanıyor. Avrupa Birliği’nin ise bizim tehditkar tavrımızdan oldukça rahatsız olduğunu daha önce AB Komisyonu Başkanı’nın “diplomaside tehdit en iyi yöntem değildir, zaten bir işe de yaramaz” demesinden biliyoruz.

Yahudi soykırımı suçlusu Almanya, geçmişinin en karanlık ve korkunç suçuyla her gün yüzleşen, okul kitaplarında genç nesillere kendi tarihinin karanlık sayfalarını anlatan bir ülke…Bunu mazoşist oldukları için yapmıyorlar. Geçmişin yükünün gelecek nesilleri ruhen sakatlamasını önlemek için, bir daha böyle bir vahşete kapı aralanmasın diye yapıyorlar. Bu nedenle Alman Meclisinin Ermeni soykırımı kararı başka ülkelerin parlamentolarının kararından daha önemlidir. Üstelik bu kararda Türk ulusu değil, Osmanlı dönemi ve İttihatçılar suçlanmaktadır. Kaldı ki, 1915 nedeniyle sorumlu bulunan Talat Paşa da Osmanlı hükümeti tarafından yargılanmış ve gıyabında idama mahkum edilmiştir. Yine bu kararda Alman Parlamentosu, Ermenilerin başına gelenlerden dolayı kendi yüz kızartıçı rolünü de itiraf etmekte ve özür dilemektedir.

Kuşkusuz bu kararı büyük çoğunluk okumayacak. “Neden şimdi?” diye sormayacak. Yakılan yıkılan Kürt yaşam alanlarıyla, evlerinden yurtlarından edilen Kürtlerle bir ilgi kurmayacak. Sadece kendi gerçeklik algısına tutunarak, hamasi nutuklar eşliğinde protesto edecek, kınayacak ve yeniden bir başka ülkenin parlamentosu böyle bir karar için toplanana kadar unutacak…

Bu üç önemli kararın hemen hemen aynı anda dünyanın gündemine gelmesi, Türkiye’nin artık otoriter bir rejimin kıskacında olduğunun dünya medyasında neredeyse her gün yazılıp çizilmesi, akılla ve hukukla ilgisini kesenleri ne yazık ki durup düşünmeye itmeyecek. Korkarım biz de akılla ve hukukla ilgisini kesen diğer toplumlarla benzer aşamalardan geçecek daha çok içimize kapanacak, geçmişimize tutunmaya çalışacak, ihtişamlı törenlerle kitlelere başka bir dünya vadedeceğiz…Ta ki büyük bir kırılmanın çatırdısıyla gerçeğin soğuk yüzüne uyanana kadar…