Atatürk’ün Seyit Rıza ile “Çözüm Süreci”

seyit rıza seyit_riza_karisik2

 

CHP’de “özür” krizine yol açan Dersim tartışmasında bugünkü olaylara da ışık tutacak ayrıntılar yer alıyor.

Devlet, Abdullah Öcalan’dan önce dönemin “eşkiyabaşı” Seyit Rıza ile de  müzakere masasına oturmuştu.

Tarih tekerrürden ibarettir” diye boşuna dememiş eskiler!

15 Kasım yani Seyit Rıza’nın idam yıldönümü öncesi kamuoyunda çok az bilinen bazı gerçekleri hatırlamakta yarar var.

Ayrıntılara bakalım…

Devlet bir süredir “Çözüm Süreci” kapsamında müzakereler yürütüyor. Bu çerçevede MİT ve devlet yetkilileri İmralı’ya gidip  PKK lideri Abdullah Öcalan ile görüşüyor.

Abdullah Öcalan resmi ağızlar tarafından “Teröristbaşı” olarak anıldı uzun süre.

15 Kasım  1937’de idam edilen Seyit Rıza’nın adı ise “Eşkıyanın başı” olarak pek de farklı değildi.

PKK ile müzakere masasına ilkin “Oslo Süreci” ile oturulmuştu.

Seyit Rıza ile de dönemin koşullarına uygun “müzakere süreci”nin yürütüldüğü yıllar sonra Cumhurbaşkanlığı arşivinde yer alan belgelerle ortaya çıkmıştı.

Seyit Rıza o görüşmelerin başlangıcında Hükümete bağlılık mesajları veriyor. Seyit Rıza, Suriye ya da Türkistan’a sürgüne gönderilmeyi talep ediyor.

Devlet ise başka bir öneri getiriyor. Diğer aşiretleri vurması karşılığında “ödül” vaad ediyor.

Devletin resmi kayıtlarına giren yazışmalardan Seyit Rıza ve ekibiyle Devlet adına müzakere yürüten isimler olarak İsmet İnönü, Mareşal Fevzi Çakmak, Şükrü Kaya ve General Abdullah Alpdoğan’ın olduğunu öğreniyoruz. Görüşmeler ve sonraki Dersim Harekatı’nın bütün aşamalarından Çankaya Köşkü dolayısıyla Atatürk haberdar ediliyor.

Bundan yaklaşık 2.5 yıl önce Cumhurbaşkanlığı Arşivi’nde yer alan “Dersim Belgeleri“ni Radikal‘e yazmıştım. Kamuoyuna ilk kez yansıyan o belgelerde çarpıcı bilgiler yer alıyordu.

 

 

Şimdi o yazıyı hatırlama zamanı:
‘Beni sürgüne gönderin’
Dersim’e operasyon sürerken Seyit Rıza ile de müzakere yürütülüyor. Yetkililerle görüşen Seyit Rıza, devlete-hükümete bağlılığını vurguluyor, “Hükümetle düşman olan Allah düşmanıdır” diyor.

Kendisine güven duyulmaması halinde ise sürgüne gönderilmeyi teklif ediyor. Seyit Rıza, ilk sürgün talebini nisan ayında Sin Nahiyesi Müdürü’ne anlatıyor. “Hükümet benden şüphe ediyorsa bari bıraksalarda Haleb’e gitsem” diyor.

Bunun üzerine Seyit Rıza’ya, Aleviliği hatırlatılıp, “Halep’te ne yapacaksın. Ali’yi mağlup eden oğlu Hüseyin’i şehit eden Muaviye ve Yezid’in döküntü evlatları tarafından kurulmaya çalışılan Fransız oyuncağı Arap hükümetinden hayır mı umuyorsun?”
deniliyor. Seyit Rıza bunun üzerine, alternatif sunuyor, “O zaman Türkistan’a gönderin” diyor. Seyit Rıza, Alay Komutanlığı’na 9 Mayıs’ta gönderdiği mektupta Türkistan’a gitme isteğini yineliyor.

Devlete yaptığı hizmetleri anlatan Seyit Rıza, Atatürk’e hitaben şöyle diyor: “Gazi Hazretlerine malumdur ki şimdiye kadar hiçbir ecnebi düşmanla konuşmadığımızı ve bir güna hiyaneti vataniyede bulunmamış olduğumuzu cihan bilir ve kayden sabittir. Eğer sadakat ve hizmetlerimden hükümet şüphe ediyorsa aşireti ile beraber Türkistan’a hicretlerine himmet buyursun. Zira başka düşmanlarımızın ülkelerine gitmeye razı olamıyoruz.”
Dersim operasyonunu yürüten Alpdoğan Paşa, Seyit Rıza’nın sürgün isteğine önce yeşil ışık yakıyor. Bu talebi dikkate alacaklarını söylüyor ve Seyit Rıza’dan “Aile efradının kaç kişi olduğunun bildirilmesi ve Hozat’a gelmesini“ istiyor.
Devlet ile Seyit Rıza arasında ilginç bir pazarlık 7 Mayıs 1937’de yaşanıyor. Seyit Rıza toplantı halindeyken evine ‘tayyare’ ile bombardıman yapılıyor. Suçsuz olduğunu söyleyen Seyit Rıza, devletle temasa geçiyor. Karaoğlan Nahiye Müdürü’ne ulaşıyor. Nahiye Müdürü’ne, “Seyit Rıza ile görüş ve tek başına olduğu sırada kulağına aşağıdaki sözleri söyle” talimatı geliyor. O talimat ise şöyle:
Askerlere sizin düşmanlarınız ateş etti. Hükümet sizin kabahatsiz olduğunuzu öğrendi. Demananlılar ve Yusufanlılar yakın senelerde size olan düşmanlıklarını gösterdi. Eğer siz bunların akrabalarından vurursanız tayyare bombardımanından zararınız olmuşsa hükümet tanzim edecektir ve sizi bu hizmetinizden dolayı mükafatlandıracaktır.”
Seyit Rıza ile Nahiye Müdürü arasında şu diyalog yaşanıyor:
Seyit Rıza: Böyle hizmet edersem hükümetçe makbule geçer mi?
Nahiye Müdürü: Hizmet ederseniz hükümet memnun kalır. Bunu size temin ederim.
Seyit Rıza: Öyle ise ilk evvel ateşi kestireyim, Munzur üzerinde köprüler yapayım.