Aziz Sancar’ı anlamak

ibrahimhocazizsancar

– Nobelli Hocadan Geleceğe Hazırlanan Gençlere Tavsiyeler-

Nobel Ödüllü Bilim insanımız Prof. Dr. Aziz Sancar bir süredir ülkemizdeydi.

Gençlerimizin üniversite sınavına hazırlandığı; gelecekleri ile ilgili çok önemli kararlar verecekleri bir dönemde, gönül isterdi ki Hoca daha çok gençlerle konuşabilsin.

Onlara hikayesini anlatsın.

Gençlerin gözlerinin içine bakarak “Mardin’in Savur’undan çıkıp ben başardıysam, sen de başarabilirsin genç dostum!” desin.

Resmi törenler, plaketler ve uzun konuşmalar hocanın programını işgal etti.

Gençlerden çok büyüklerimiz Hocadan bol bol istifade ettiler.

Bu da iyi.

Ancak gençlerin hocaya ve hoca gibi bilim insanları ile karşılaşmaya ihtiyaçları var.

Bu görevi kısmen hoca ile yapılan mülakat ve programlar ve bunların sosyal medyadaki etkileri karşıladı.

Aziz Sancar, yaptığı konuşmalarda ve verdiği mülakatlarda üniversiteye hazırlanan gençler kadar, genç bilim adaylarına ve bilim insanlarına çok önemli mesajlar verdi.

Aziz Hoca’nın ilk tespiti biraz psikolojik ve özgüvenle ilgili.

Hocaya göre bilim, patent alma, inovasyon ve AR-GE’de geri kalmamızın zekamızla ve genlerimizle ilgisi yok.
“Bilim yapmak genetik veya zekâ meselesi değil, gelenek meselesidir”.

Bunun için de bilim yapmayı “bir gelenek haline getirmeli ve çocuklarımıza erken yaşta aşılamalıyız”.

Bunun anlamı: Her gencimiz NOBEL adayı olabilir. Ama biz büyüklerin bir gelenek oluşturması şartı ile.

Bu konudaki öz eleştirisinde çok haklı Aziz Hoca:

“Bilim yapmamız, insanlık bilim birikimine katılmamız lazım”.

“Niye yapmıyoruz?”

Hocaya göre “sadece Türkiye değil, tüm İslam dünyasında son 500 yılda doğru dürüst bilime katkı yok”.

“Bilim yapmak, bilim kültürünü geliştirmek bir gelenek olmalı. Bunu Türkiye’de geliştirmek lazım”.

Hoca konun daha iyi anlaşılması için bir de örnek veriyor. Verdiği örnek kadar kullandığı dil ve seçtiği kelimeler de derslerle dolu:

“Yahudi kardeşlerimiz dünya nüfusunun yüzde 2’sini teşkil ediyor ve yüzde 20 bilim Nobellerini almışlardır.

Onlar diğer insanlardan daha üstün zekâlı mı?

Değiller.

Onların kültüründe bilime, eğitime önem veriliyor”.

Tabii, bir zamanlar Müslümanların bir bilim geleneği olduğunu; Yahudi ve Hristiyan bilim aşıklarının Müslüman bilim insanlarının kapısını çaldığını da hatırlamak lazım.

İbn Sina’nın hayatını anlatan Alman yapımı The Physician (İbn Sina: Hekim) filmi (2013) bunun güzel bir örneğidir.

Müslümanlar başta İbn Sina olmak üzere bilim adamlarımızın hayatını rol model olarak anlatabilen filmler yapamadılar. Bu gün Aziz Hocaya gösterdiğimiz ilgiyi, geçmişteki ilim insanlarında göstermek; onları rol model olarak görmek durumundayız.

Sadece onları mı?

Elbette hayır. Bilime katkı yapan tüm büyük ustaları.

Söz konusu Film, Noah Gordon’un The Physician (İbn Sina) adlı kitabından uyarlanmış.

11. yüzyıl İngiltere’sinde Yahudi bir çocuğun annesi gizemli bir hastalıktan ölür. Öksüz ve yetim kalan çocuk bir şifacı ile gezmeye başlar. Amacı annesi gibi hastaları tedavi etmenin yollarını öğrenmektir.

Yahudi hekimlerden, nasıl hekim olabileceğini öğrenir.

Bir şey daha öğrenir: Tıp konusunda en iyi eğitim veren yer Müslüman okullarıdır; yani dönemin medreseleri.

Doktorların doktoru ise İbn Sina’dır ve halen İsfahan’da eğitim vermektedir.

Filmin genç kahramanı, İbn Sina’da ders almak için 11. Yüzyılın şartlarında uzun bir yolculuğa çıkar. Amacına da ulaşır.

Evet, bilim azim ve kararlılık gerektirir.

Aziz Sancar da aynısını yapmış.

Gençlere kendi hayatından örnek vererek:

“Ne yaparsanız, iyi yapmaya çalışın, çalışmadan olmaz. Öğrenciyken günde 18 saat çalışırdım. Gecelerimi laboratuvarlarda geçirmişimdir. Çalışmaktan başka çare yoktur. Bu, vatan borcudur.”

Günlük siyaset konusunda da gençleri uyarmadan edemiyor Hoca:

“Gözünüzü seveyim politikayla uğraşmayın, onu yapanlar var, çok çalışın”.

Hocanın diğer önemli bir uyarısı para kazanma ve kısa yoldan zengin olmayla ilgili.

Ancak, bilim insanının birinci amacı para kazanmak ve zengin olmak değildir.

Zengin olmak, daha çok para kazanmak isteyenler başka meslek tercih etmeli.

Bunun da okulları ve hocaları var.

Bazen de Sakıp Sabancı gibi hayat okulundan mezun olanlardan da nasıl zengin olunacağı öğrenilebilir.

Ama konu bilim olunca Aziz hocanın tespiti çok yerinde:

“Bilim gönül işidir, fedakârlık işidir, merak işidir, memleketine-insanına hizmet işidir, yani bilime para kazanmak için girilmez”.

“Başka iş seçseydim milyarder olurdum” diyen hocanın sözlerindeki mesaj üzerinde genç bilim adayları iyi düşünmeli.

Aziz Sancar, tarihteki öncü bilim insanları gibi zengin olmayı değil de “tabiatın sırlarını çözmeyi” tercih etmiş.

“Tabiatın sırlarını çözmeye ilgi, istek lazım. Beni de, diğer bilim adamları gibi, bilim işine girmek için harekete geçiren bu oldu”.

Tabii, bilim değerinin bilindiği ülkelerde bilim insanlarının mütevazi de olsa nezih bir hayat yaşadıklarını da unutmamak lazım.

Bilim insanlarının en büyük serveti ise, yazdıkları kitaplar, yetiştirdikleri öğrenciler ve çözdükleri problemlerdir.

Aziz Hocaya göre her şeyden önce “çocuklarımıza bilimi sevdirmek gerekiyor”.

“Çocuklarımızı fizik, kimya, biyoloji ve teknoloji alanlarında teşvik etmemiz lazım.

Çok genç yaşlarda deney yapmaya alıştırmalıyız.

Deney yapmaya alışan insan düşünür ve bu ancak öyle alışkanlık haline gelir. Bunu bir gelenek haline getirmeliyiz.

Her şeyi devletten beklememeliyiz.

Bu önemli ölçüde de anne ve babaların sorumluluğudur”.

Hoca hepimize ev ödevi vermiş.

Geleneğimizi hatırlamak, anlamak ve çocuklarımıza öğretmekte; bir bilim geleneği oluşturmada hepimize görevler düşüyor.

Gençler! Aziz Hocanın verdiği mesajları bir kez daha okuyun.

Ondan sonra üniversite ve meslek tercihi yapın.