Başbakan’ın kırmızı çizgileri…

basbakankırmızıçizgi

Bilmem kaçıncı muhtarlar toplantısında Cumhurbaşkanı, kendisinin “eleştiri hakkını” kullandığını söyleyerek, 1128 akademisyen için “lümpenler bunlar…sadece vicdansız değil, aynı zamanda ahlak yoksunu bunlar…tiksiniyorum…devletin ekmeğini yiyenler bunlar…” derken, Başbakan Davutoğlu da Davos’ta “Türkiye’de ifade özgürlüğüne karşı bir baskı olsaydı buna ilk karşı çıkan ben olurdum” demiş.

Kendisi de eski bir akademisyen olan Başbakan’ın bu sözlere itiraz etmesi gerekmez miydi?

Tiksinme konusunda söyleyecek söz bulamıyorum. Ama “devletin ekmeğini yemek” ne demek? En hafifinden devlet-vatandaş ilişkisini köle-efendi ilişkisi gibi görmek değil mi? Devletle ilişkimizi Anayasa belirlemiyor mu? Yoksa hepimiz vatandaş değil de köle miyiz? Hadi bunu da sindirdik diyelim. Peki Cumhurbaşkanı, Başbakan, bakanlar devletin ekmeğini yemiyor mu?

Cumhurbaşkanı’nın bu yaklaşımı aslında, tam da sorunumuzun ne olduğunu en açık şekilde ortaya koymuyor mu?

Belli ki, Başbakan’ın bu yaklaşıma bir itirazı olmadığı gibi, bu sözleri özgürlükleri baskılamak olarak görmüyor. Keşke Başbakan, batılıların önünde konuşmadan önce, kitlelerin önüne atılan ve cadı avının hedefi olan akademisyenlerden biri olan Doç.Dr.Latife Akyüz’ün şu anlattıklarını okusaydı…

Akyüz, Bir arkadaşım arayarak Düzce’de yerel bir gazetede hakkımda haber yapıldığını söyledi. ‘Düzce’de Hain’ gibi bir başlıkla haber yapmışlardı. Haberin altına yorumlar gelmeye başlamıştı. Hemen sonrasında da ülkü ocakları bir basın bildirisi yayınlayıp ‘Düzce’yi PKK’dan temizleyeceğiz’ diye bitirdi bildirisini. Her geçen dakika linç kampanyasını büyütüyorlardı…Bana hiçbir açıklama yapılmadan, arayıp söyleme gereği dahi duyulmadan, üniversitenin web sayfasından üniversite rektörlüğünün görevimden uzaklaştırıldığımı bildiren açıklaması geldi. Sonrasında hakkımda yakalama kararı çıktı…Salı günü öğleden sonra linç kampanyasıyla başlayıp, cuma günü savcılıkta ifade verip, yurtdışı yasağıyla serbest bırakılmamla biten bu üç buçuk günlük süreçte hayatımın yönü bir anda değişti…”

Başbakan, hala “Türkiye’de ifade özgürlüğüne karşı bir baskı olsaydı ilk karşı çıkan ben olurdum” diyor mu bilmiyorum, ama nedense Türkiye’de ifade özgürlüğü olduğuna Nobel ödüllü ekonomist Joseph Stiglitz’i ikna edememiş. Stiglitz, Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun da katıldığı Davos Zirvesi’nde, akademisyenlere karşı tutumundan ötürü Türkiye’yi topa tutmuş ve “Akademide özgürlük olmadıkça ekonomide yenilik yapmak da mümkün değildir. Bu tutum, akademisyenlerin toplu göçüne neden olur” demiş.

Düne kadar “Barış için Akademisyenler’ adıyla ‘Bu suça ortak olmayacağız’ başlıklı bir bildiri yayınlayarak, operasyonların sürdüğü illerdeki ablukanın son bulmasını talep eden akademisyenlerden 29’u görevlerinden uzaklaştırılmış. Sayının artacağından hiçbir kuşkumuz yok.

Cumhurbaşkanı’nın bugün akademisyenlere, dün onu eleştiren başkalarına, bazen muhtarlara, bazen ekranlardan tüm Türkiye’ye seslenirken ettiği sözlerin binde birini edenler, ana muhalefet lideri dahil mahkeme mahkeme sürükleniyor, 3-5 yılla yargılanıyor, yurt dışına çıkış yasaklarına muhatap oluyor.

Bugüne kadar Cumhurbaşkanı’na hakaret iddiasıyla bir buçuk yılda 1.500 dava açılmış. 400 dava da kayıtta açılmayı bekliyor. Bu arada 7 bin gazeteci de işini kaybetmiş, 32 gazeteci de hapiste. Başbakan’ın hitap ettiği Avrupa’da ise, Avrupa Konseyine üye 47 ülke Devlet Başkanına hakaret suçunu Anayasalarından çıkarmışlar ve hiçbir gazeteci gazetecilik suçundan hapiste değil.

Ortada böyle bir resim varken Stiglitz’in, aralarında Daron Acemoğlu’nun da bulunduğu dünyanın saygın 350 akademisyeninin, uluslararası Bilim Akademiler Birliği’nin, Amerikan Siyaset Bilimi Birliği’nin, binlerce uluslararası yazar ve sanatçının, hatta dost ve müttefikiniz ABD’nin ikna edilmesi mümkün olmuyor…

İşte Amerikan Başkan Yardımcısı sizin ülkenizden dünyaya “Türkiye’de fikir özgürlüğünün ve sağlam bir demokrasinin mevcudiyeti bizim için önemlidir. Güçlü bir demokrasiye sahip olmasının Türkiye’nin ABD ile ilişkileri üzerinde doğrudan etkisi vardır…Ama eleştirel habercilik yüzünden gazeteciler sindirildiğinde ya da hapse atıldığında, internet özgürlüğü kısıtlandığında ve sosyal medya sitelerine erişim engellendiğinde ve bir dilekçeyi imzaladılar diye binden fazla akademisyen ihanetle suçlandığında, ihtiyaç duyulan türde bir örnek ortaya çıkmıyor…Sindirilmekten ve cezalandırılmaktan korkmadan kendi düşüncenizi serbestçe ifade etme, politikaları eleştirme ve aykırı görüşler dile getirme hakkına sahip olmadığınızda, ülkeniz de elindeki fırsatlardan mahrum bırakılmış olur.” diye sesleniyor.

Başbakan’ın inandırıcı olması için, “ifade ve basın özgürlüğü benim kırmızı çizgimdir” sözünü Avrupa kentlerinde değil, önce Ankara’da, sarayın da duyacağı kadar yüksek sesle söylemesi gerekiyor.