Başkanlık Sistemini Doğru Tartışmak

başkanlık

Beklendiği üzere, Hükümet 1 Kasım seçimlerinin ardından merkezine başkanlık sistemini yerleştirdiği yeni anayasa arayışlarını başlattı. Bu çerçevede Hükümet, HDP dışında kalan muhalefet partileri ile görüşmelere başladı. Basına yansıdığı şekliyle Hükümet ve muhalefet partileri başkanları Türkiye’nin 12 Eylül Darbesi’nin ürünü olan 1982 Anayasası’ndan kurtulup yeni ve demokratik bir anayasaya kavuşmasında uzlaşırken, tek anlaşamadıkları husus Hükümet’in başkanlık sistemi talebi oldu.

Peki, muhalefet partilerinin özgürlükçü bir anayasaya onay verirken başkanlık sistemine karşı çıkmalarının sebebi bu sistemin demokrasi ve özgürlükler ile uyuşmaz olmasından mı kaynaklanmaktadır? İfade edilmiş ve edilmemiş diğer gerekçeleri her ne olursa olsun, başkanlık sisteminin antidemokratik ve özgürlükler ile uyuşmaz olduğu gerekçesi doğru bir gerekçe olmayacaktır.

Prensip olarak başkanlık sistemi, parlamenter ve yarı-başkanlık hükümet sistemlerinin yanı sıra pekâlâ demokrasi ve özgürlükler ile uyumlu bir sistemdir. Hatta kimi yönleri itibarıyla, bireysel özgürlükleri diğer sistemlerden daha iyi de koruyabilir. Liberal demokratlar üzerine titredikleri bireysel özgürlükleri korumak amacıyla iktidarı sınırlamak isterler. Bu amaçla iktidarı dengelemek ve denetlemek üzere kuvvetler ayrılığı ilkesi geliştirilmiştir. Bu ilke başkanlık sisteminde çok keskin bir şekilde mevcuttur. Başkanlık sisteminde yasama ve yürütme erkleri birbirinden ayrı zamanlarda yapılan seçimlerde belirlenmekte ve birbirlerini fesih etme yetkisine sahip bulunmamaktadır. Bu itibarla, yasama ve yürütmenin birbirinden bağımsızlığı sağlanabilmektedir.

Amerika Birleşik Devletleri örneğinde yasamanın yürütmeden bağımsızlığını sağlayan iki önemli unsur, yasama üyelerinin dar bölge seçim sistemi ile seçilmeleri ve gevşek siyasi parti yapılanmalarıdır. Bir bölgeden sadece bir kişinin seçildiği dar bölge seçim sistemi ile yerelde güçlü olan adaylar, parti kimliğinden bağımsız olarak da öne çıkabilmekte, böylece partiden görece bağımsız hareket edebilmektedir. Yine bu bağımsızlığı pekiştiren bir diğer olgu da ABD’de siyasi partilerin sadece seçim dönemlerinde hareketlenen disiplinsiz yapılar olmalarıdır. Bu sayede, ABD’de yasama meclisi üyeleri (senatörler ve temsilciler) kendi partilerinden gelen bir Başkan’ın politikalarına bile aykırı tavırlar içerisinde olabilmektedir. Öte yandan, parlamenter hükümet siteminde yürütme yasamanın güvenoyuna dayandığı için hükümet her daim kendi parti çoğunluğunun desteğini tam olarak arkasında hissetme ihtiyacı içindedir. Böyle olmaması halinde hükümet güvensizlik oyu ile kolayca düşürülebilecektir. Bu nedenle, parlamenter sistemlerde sıkı disiplinli siyasi partiler bulunmaktadır. Partiler bir ideoloji ve parti programı etrafında üyelerinin disipline uymasını bekler, uymayan üyeler üzerinde yaptırımlar uygular.

Şimdi, yukarıda da ifade ettiğim gibi, ABD’de uygulandığı ideal şekli ile başkanlık sistemi kuvvetler ayrılığı ve demokrasi ile uyumlu olan bir hükümet sistemidir. Ancak, işletilmesini güçleştiren ciddi zayıf noktaları bulunmaktadır. İlk olarak, bu sistemde yürütmenin başı olan Başkanlık makamını kazanan yürütmenin tamamını kazanmakta, başkanlık seçimini kaybedenler ise yürütmenin tamamını kaybetmektedir (Winner takes all=kazanan her şeyi alır). Bu durum da siyasi rekabeti çok daha sert bir hale getirmekte ve yürütmeyi hiçbir zaman kazanamayacaklarını düşünen azınlık gruplarının siyasal sistemden yabancılaşmasına yol açma potansiyeli taşımaktadır.
Yine başka bir sorun, başkan sabit bir süre için göreve seçildiği ve yasamanın onayına tabi olmadığı için, başkanın ülke sorunları karşısında yetersiz kalması halinde, görev süresinin dolmasını beklemekten başka yapılabilecek bir şey olmamasıdır.

Başkanlık sisteminin önemli bir zaafı da yasama ve yürütmenin rakip partilerin elinde olması halinde siyasi sistemin kilitlenmesi durumudur. ABD’de disiplinsiz, gevşek siyasi partilerin varlığı sistemin kilitlenmesinin önündeki emniyet sübabıdır. Şöyle ki, Başkan’ın Senato ve Temsilciler Meclisi’nden oluşan Kongre’de çoğunluğa sahip olmaması halinde istediği yasaları çıkarttırması ve bütçesini onaylatması ancak rakip partiden seçilmiş olan Kongre üyelerinin desteği ile mümkündür. Eğer ABD’de partiler disiplinli partiler olsa idi, Kongre’de çoğunluk desteğine sahip olmayan Başkanlar hiçbir politikalarını onaylatamazlar ve yönetim kilitlenirdi. Nitekim nadiren de olsa ABD’de bu türden kilitlenmeler olmakta, Başkan bütçesini onaylatamayıp federal memurların maaşlarını ödeyememektedir. İtalyan siyaset bilimci Giovanni Sartori’nin deyişiyle ABD’de başkanlık sistemi “ilkesizlik” sayesinde işleyebilmektedir.

Bir an için Hükümetin, Türk tipi başkanlık sistemi tasarlamadığını ama ABD’deki ideal başkanlık sistemini Türkiye’ye uyarlamak istediğini varsayalım. Acaba bu sistem Türkiye’de işler mi? Daha spesifik sorarsak, Türkiye’de azınlık grupların yürütmeden pay alamamaları halinde onları siyasal sistem içinde tutmak nasıl mümkün olacaktır? Başkan’ın yasama meclisinde çoğunluğa sahip olmaması halinde rakip partilerin milletvekilleri başkanın bütçesini onaylar mı, istediği yasaların meclisten çıkmasına destek verir mi? Demokratik gelenekleri halen oturmamış bir Türkiye’de Başkanlık makamına gelen kişinin önemli iç ve dış sorunlar karşısında yetersiz kalması halinde meşru siyaset dışı kurumlar bir sonraki seçimleri sabırla bekler mi? Başkan, Meclis’te çoğunluğa sahip olmaması durumunda, muhalefet partileri ile uzlaşı yoluna mı yoksa kararnamelerle tek başına yönetme yoluna mı gider?

Türkiye siyasetini tecrübe eden bireyler olarak bu sorulara iyimser cevaplar verebilmemiz oldukça güçtür. Türkiye’de uzlaşmacılıktan uzak, çatışmacı bir siyasal kültür hâkimdir. Ülkemizde kurumlara değil kişilere dayalı siyaset anlayışı, disiplinli parti yapısı mevcuttur. Tüm bu unsurları düşündüğümüzde Türkiye’de başkanlık sistemini ideal şekliyle bile uygulamaya kalkmak ciddi riskler taşımaktadır.
Bu konudaki tartışma önümüzdeki günlerde daha da ısınacak gözükmektedir. Hükümet yakın bir gelecekte ABD modelinden önemli farklılıklar göstermesi muhtemel Türk tipi modeli kamuoyu ile paylaşacaktır. Bu çerçevede, ilerleyen günlerde bu konuda yazmaya devam edeceğim.
Bu konu hakkında etraflı bir analiz için Özgürlük Araştırmaları Derneği’nin şu iki yayınına bakmanızı tavsiye ederim.
Mustafa Erdoğan, Başkanlık Sistemi, Demokrasi ve Türkiye, http://ozgurlukarastirmalari.com/baskanlik-sistemi-demokrasi-ve-turkiye
Ergun Özbudun, Başkanlık Sistemi ve Türkiye, http://ozgurlukarastirmalari.com/liberal-perspektif-analiz