Gerçeklerden kopmanın faturası ağırlaşıyor

nesrinnasyazı

Turizm sektörü yetkilileri feryat figan. Sadece oteller değil, turiste mal ve hizmet sunan tüm sektörler aynı durumda…Kimi turizmci çareyi turist duasına çıkmakta ararken, kimileri de gözünü 9 günlük bayram tatiline dikmiş, umutla yerli turist bekliyor. Her yaz cıvıl cıvıl olan Akdeniz ve Ege sahillerine terk edilmişliğin hüznü ve korkusu çökmüş. İşini, ekmeğini kaybetme korkusu öyle büyük ki, Bodrum’da iki turisti paylaşamayan esnaf sopalarla kavgaya tutuşuyor…

Cehaletin kaçınılmaz durağı kibir ve aşırı özgüvendir. Kimse sabrımızı test etmesin çıkışını yapanların da, bunu çılgınca alkışlayanların da tavana vuran kibir ve özgüvenleri onları kör etmişti…Rus uçağını, 17 saniyelik ihlal için vur emri verenler İle Rus pilotunu havada vuran ve bununla övünen Bayırbucak Türkmenlerinin ülkücü Türk komutanı da muhtemelen başka bir gelecek hayal ediyorlardı…

Rus uçağının düşürülmesini “alt tarafı domatesler elimizde kalır, biz de ucuza domates yer kalanıyla kışlık salçamızı yaparız” diye alkışlayanlar, “Ruslar Akdeniz sahillerinden asla vazgeçmez, Putin’i bile dinlemez” diyen büyük strateji uzmanları, Almanya başta olmak üzere Avrupayı tehdit edenler ve yandaş medya, gerçeğin soğuk yüzünü hala görmeseler de, en azından Merkez Bankası durumun vehametini kavramış görünüyor.

Merkez Bankası uzmanları, banka ve aracı kurum ekonomistlerine yaptıkları sunumda, azalan turizm gelirlerinin, dış denge üzerinde yapacağı olası olumsuz etkiye dikkat çekerek, “cari işlemler dengesindeki iyileşmenin devam edeceği öngörülmekle birlikte azalan turizm gelirleri yılın ikinci yarısında dış denge üzerinde olumsuz etki yapabilecektir” demiş. İhracat siparişlerinin de zayıf seyrettiğini, bunun cari denge için bir diğer olumsuz gelişme olduğunu da eklemiş,cari açığın finansmanının ise uzun vadeli borçlanma ve doğrudan yabancı sermaye yatırımları ile karşılandığını belirtmişler…

Merkez Bankası, sunumunda içinde bulunulan durumu mümkün olduğunca yumuşatmaya çalışmış. Oysa gerçek pek de öyle değil. Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Örgütü (UNCTAD)’ın raporuna göre dünyada doğrudan yabancı sermaye yatırımları artarken, Türkiye’de yabancı sermaye yatırımları girişi net olarak azalmış. 2007-2008 yıllarında dünyadaki yabancı sermayenin yüzde 2’sini çeken Türkiye, 2015 yılına geldiğinde 1.76 trilyon dolarlık sermayenin sadece yüzde 1’ini çekebilmiş. Üstelik, son 14 yılda sıfırdan yatırıma yönelen yabancı sermaye hiç yok. Gelenlerin hepsi perakende, inşaat ve finans sektörlerinde mevcut Türk şirketlerini ve varlıklarını satın alarak sadece iç pazara odaklanmışlar. Bugün ise bunların bir kısmı hisselerini zararına satarak Türkiye’den bir an önce çıkma telaşında.

Başbakan ve bakanlar sürekli yatırımları “teşvik” etmekten, yatırımlara her türlü kolaylığı sağlamaktan bahsederken, mevcut yabancı sermayenin sahip olduğu hisse ve varlıkları neden zararına satıp kaçmak istediğine pek kafa yormuyor olacaklar ki, yabancı yatırımcı bir yana yerli yatırımcıyı da ürkütecek “kayyum yasası” gibi düzenlemeleri birbiri ardına gündeme getiriyorlar. Tüm araştırmalar “hukuki güvenlik”i yabancı sermaye yatırımlarını cezbetmek için olmazsa olmaz kriter olarak ortaya koyarken, keyfi gerekçelerle şirketlere, sermayeye el koyma düzenlemelerini yapmak, yargıyı tek bir kişinin oyun alanı haline getirmek, sonra da bol kepçeden teşvik dağıtmak olsa olsa akılla ya da gerçeklerle tüm bağların koptuğunu gösterir…

Merkez Bankası, bankalar ve aracı kurumlara yaptığı sunumu öncelikle Saray’a ve hükümete yapmalı. Bankalar ve aracı kurumlar durumun pek ala farkındalar. Artan iflas erteleme başvurularının, faaliyet kazançlarının tamamına yakınını kur farklarını finanse etmek için kullanmak zorunda kalan 500 büyük sanayi kuruluşunun, Rusya’nın uçağını düşürerek Türk turizmini uçurumdan aşağı atanların, boş kalan otellerin, Beyoğlu’nda Koreli esnafın dükkanını sopayla basanları ve LGBT’yi tehdit eden tosuncukları “milletin hassasiyeti” diye savunanların maliyetinin gün be gün nasıl ağırlaştığını kendi bilançolarında görüyorlar…

2010 sonrasında dolar bazında dış borçları neredeyse iki misli artarak Nisan 2016 sonu itibarıyla 224 milyar dolara çıkan özel sektörün artık nefes alacak hali yok. Bunu en iyi bankalar biliyor. Dünyadaki tüm özel sektör inşaat yatırımlarının yüzde 40’ını gerçekleştiren Türkiye’de inşaat şirketlerinin iflas erteleme başvurularında ilk sırayı alması aslında yolun sonuna geldiğimizi söylüyor ama, başkanlık gelecek dertler bitecek korosu bunu görmeyecek kadar gerçeklik algısını yitirmiş. O nedenle iş Merkez Bankası’na, Hazine’ye ve Maliye’ye düşüyor. Öncelikle Saray’ı ve icracı Başbakan’ı uyarmaları gerekiyor: Dünyaya meydan okumanın, El-Nusra’ya övgüler dizmenin, halkın yarısı ile kavga etmenin ağır faturasını içeren bir raporu siyasi otoritenin önüne koymalarının zamanı geldi geçiyor. Kendi gündemine hapsolmuş siyasi iradeye “Verimliliğimiz sıfır. Üç kuruşa Suriyeli mültecileri çalıştırarak, yaratıcı yeniliğin egemen olduğu bir dünyada rekabet edemeyiz. Sabit sermaye yatırımları yüzde 0.1 gerilemiş. Özel yatırımlardaki gerileme ise yüzde 0.3’e ulaşmış. Düşük büyümeye rağmen, çöken turizmimiz ve gerileyen ihracatımız nedeniyle 2016 yılında cari açığımız 40 milyar doları aşacak. Buna ödememiz gereken kısa vadeli dış borç ana para ve faizlerini de eklerseniz, yıl sonuna kadar en az 150 milyar dolar taze kaynak girişine ihtiyacımız var, sınırlı kaynaklarımızı inşaat sektörünün emmesine izin verir, ülkede çatışmayı ve keyfiliği egemen kılarsanız bir yıla kalmaz tüm Türkiye feryat figan ağlar”ı tane tane anlatmak zorundalar

Kaldı ki, dünya Türkiye’yi hızla dünya sisteminin dışına çıkarmaya başladı. ABD’de süren Zarrap, Tivnikli davaları, Avrupa Konseyi’nin “Türkiye’de her şey 17-25 Aralık’ta yolsuzluk dosyasıyla başladı” diyen ve Türkiye’nin tekrar “izleme statüsüne” düşürülmesini öneren sert raporu çok daha ağır darbelerin yolda olduğunun işareti. Aklını başına toplaması gereken biziz. Bizi eleştirenlere meydan okuyarak ancak kötü gidişi hızlandırırız. En ağır bedeli de çocuklarımız öder.