Hitler’in zihin dünyasını anlamak

Web

Hitler’in yeni fotoğraflarının bulunduğu haberini görünce elimden olmadan gülümsedim.

Dünyanın en merak edilen ve hakkında en çok yazılan bir liderinin fotoğrafları nasıl gizli kalmış? Ya da kalabilmiş?

Ama önemli olan bu değil; Hitler’in hala haber öneminin olmasıdır.

Bazı insanların önemi her zaman yerini koruyor.

Firavun, Neron, Lenin, Stalin, Mao, Gandi ve Hitler’in hayranları veya düşmanları her dönem çıkabiliyor.

Bir insanı, özellikle siyasi bir lideri, eleştirmek istediğimizde bu liderlerden birsine benzetmemiz yeter de artar.

Hitler de böyle bir lider.

Hitler hakkında izlediğimiz film sayısını hatırlamıyorum. Kavgam adlı kitabı hala en çok satanlar listesinde.

Bunun sebebini konuya vakıf yabancı bir öğretim akademisyen arkadaşıma sordum. Güldü.

Aslında Hitler’i anlasanız, dünyadaki birçok lideri daha iyi anlarsınız. Özellikle Arap Baharının bir hazan rüzgârı gibi alıp götürdüğü liderleri“.

Neden özelde Arap, genelde az gelişmiş ülkeler?

Batı dünyası tarihten ders alarak, yeni Hitlerlerin ortaya çıkmasını kurumsal olarak önlemiş. Seçimle gelen, seçimle gidiyor.

Ancak demokrasinin kurumsallaşmadığı ve kökleşmediği toplumlarda Hitler müsveddeleri kolayca ortaya çıkabiliyor.

Nasır, Saddam, Kaddafi, Esed, Mübarek… Afrika ve Asya’nın bazı liderleri… Buna daha birçoklarını ekleyebilirseniz.

Peki, bunların ortak özelliği nedir?

Hitler’in zihin dünyasını anlarsak bu soruya daha sağlıklı cevap verebiliriz.

Kitleleri hipnoz edip peşinden sürükleyerek” dünyayı kan ve ateşe boğan Hitler’in kişiliğini anlamadan benzerlerini anlamak mümkün değil.

Tarih tekerrür ediyor” diyenler, Karl Popper’e rağmen haklı olmalı.

Günümüzdeki liderleri anlamak için bir de kitap tavsiye dostum: “Hitler’in Zihni: Gizli Savaş Dönemi Raporu

Kitabın yazarı Amerikalı Psikanalist Walter C. Langer. Kitap 2. Dünya Savaşının sürdüğü bir ortamda 11 bin belge taranarak hazırlanmış.

Hitleri yakından takip eden ajanlar, onunla ilgili tüm detayları ilgili bilim insanlarına ulaştırmışlar: Film, video, haber, mülakata, anı… Ne varsa taranmış.

Bu verileri süratle değerlendiren Psikanalist Walter C. Langer ve ekibi raporunu 1943’te tamamlayarak karar verici mercilere ulaştırmışlar. Konuyla ilgili gizlilik yasağı kalkınca 1972 yılında kitap olarak basılmış. Türkçeye çevirisi “Hitler’in Psikopatolojisi” adı ile yapılmış.

Kitabın bize söylediği önemli bir gerçek ise: Dinlemelerin skandallara dönüştüğü ve çokça konuşulduğu bir dönemde büyük devletlerin herkesi hem de çoktan dinlediğinin bir kanıtı olması.

Bacon’ın “bilgi güçtür”  sözünü beyinlerine kazıyan Batılı insan her bilgi kırıntısını topluyor ve yorumluyor. Hele hele konu bir ülkeyi ve tolumu etkileyen ve yönlendiren liderler olunca gerisini siz hesap edin.

Raporun ilginç bazı yönleri ise iler sürdüğü tahminlerin çoğunun doğru çıkmasıdır.

Dr. Langer ve Harvard Üniversitesinden meslektaşı Dr. Murray Hitler’in intihar edeceğini çok önceden tahmin etmişler.

Kitabın bir diğer olumlu sayılabilecek yönü ise, Hitler’in zihin dünyasını deşifre etmesi.

Bunu okuduğumuzda tarihteki ve günümüzdeki totaliter ve diktatör liderlerinin zihin dünyalarını da daha iyi anlamak mümkün olabilir.

Harvard’dan Dr. Murray’ın “ezik bir gençlik yaşadığını ve babası tarafından tacize uğradığını” söylediği Hitler’le ilgili tespitlerini şöyle sıralamış:

Mimar olmak istedi, başaramadı.

Opera sanatçısı olmak istedi, sesini beğenmediler.

Resme meraklıydı, ama Viyana Güzel Sanatlar Akademisi’nin yüksek duvarlarını geçemedi. Hâlen bile birçok tarihçi burada kendisine haksızlık edildiğini düşünür, zira resimleri oldukça başarılıdır. Bu başarısızlıklar, Hitler’in psikolojisini paramparça edecekti.

Kendine göre; neye el attıysa, ne olmak istediyse, her zaman kendisinin önüne geçen Yahudiler vardı.

Kendisi sefalet ve fakirlik içerisinde yaşıyor, ancak Yahudiler tüm bunları umursamazmışçasına zevk içerisinde yaşantılarını devam ettiriyorlardı.

Babası da Yahudileri sevmezdi; ayrıca hiçbir zaman Adolf’u yaptıklarından dolayı takdir etmemişti.

Hitler de ilerleyen süreçte babasını örnek alacaktı; hatta resimlerde dahi babası gibi poz vermeye çalışacaktı.

Babasına karşı olan borcunu, ancak Yahudileri ortadan kaldırarak ödeyebileceğini düşünüyordu.

İpleri eline aldığında ise, bu hayallerini tek tek yapmaya başlayacaktı.

Orduda, bir çatışmada yaralanmasına rağmen onbaşılıktan yukarıya çıkamadı.

Dikkat çeken diğer özellikleri:

  • Kalabalıkları seviyordu,
  • Gençlere önem veriyordu,
  • Çevresindekileri ezmeye ve küçük düşürmeye yönelik bir psikolojisi vardı
  • Etrafındakilere diş biliyordu,
  • Eleştiriye tahammülü yoktu, sürekli gözlerin kendisinde olmasını ve her zaman kendisinden söz edilmesini istiyordu.
  • Asla yanındakileri takdir etmiyor, aşağılıyor ve de suçluyordu.
  • Bir keresinde e yakın arkadaşlarına: “Gelmiş geçmiş en büyük Alman’ının huzurunda bulunduğunuzun farkında mısınız?” diye çıkışmıştı.
  • İntikam duyguları ile hareket ediyor, mağlubiyet karşısında kararlılık gösteriyor, asla şaka kaldırmıyordu.
  • Birçok konuda olduğu gibi yargı konularında da kendisini yetkili bir kişi olarak görüyordu.

Reichstag’da bütün dünyaya karşı yaptığı bir konuşmada şunları söylemekten yüzü hiç kızarmamıştı: “Şu son yirmi dört saat için Almanya’nın en yüce yargıcıydım ben”.

  • Hitler, kendisini Alman mimarlarının en büyüğü olarak da görürdü.
  • Zamanını çoğunu yeni bina taslakları, yeni kent modelleri çizmekle geçirirdir.

Tarihin en karanlık ve zalim liderlini anlamaya çalışan bilim insanlarına göre “Hitler kendisinin, Almanya’ya kurtarıcı bir Tanrı olarak gönderildiğine, özel bir görevle yükümlü olduğuna inanıyordu“.

Alman halkını kurtarmak ve Avrupa’ya yeni bir düzen getirmek için seçilmiş olduğundan da kuşkusu yoktur.

Geriye doğru bakınca kendilerini yegâne “kurtarıcı”  (Halife, Mesih, Mehdi) olarak gören liderlerin bölgemizi ve Müslümanları sürüklediği maceralar hatırıma geldi.

Ağca bile Papa’yı vurduğunda “Ben Mesih!” dememiş miydi?

Terör örgütü IŞID’ın kurucusunun kendisini “Halife” olarak ileri sürmesi yeteri kadar açık değil mi?

Bizim kurtarıcılara, hele hele yeni “kurtarıcılara” ihtiyacımız yok.

Yapılması gereken bölge halkının kendi kaderine sahip çıkması; aklını ve idaresini hiçbir otoriteye teslim etmeden karar verebilmesidir.

İnsanın Allah tarafından bahşedilmiş devredilemez haklarının sağlanması, korunması ve geliştirilmesini sağladığımızda kurtarıcılardan da kurtulabiliriz.

Kentimizi kurtarıcı kültüründen kurtarmak ise o kadar kolay değil…