Hepimiz Matrix’in içindeyiz

ibrahimhoca

İbn Arabi gibi Allah’a inanmak için hiçbir delile ihtiyacınız olmayabilir. Etrafımıza bakıp, her şeyin O’nu gösterdiğini görebilirsiniz.

Buna rağmen bilim insanları ve filozoflar için Allah’ın varlığı bir sorun olmuş; ifade etmeseler de zihinlerini hep meşgul etmiştir.

Bunun tipik bir örneği ünlü bilim insanı Michio Kaku’dur.

Prof. Dr. Michio Kaku dünyanın en zeki ve saygın teorik fizikçilerinden birisi olarak kabul edilir.

City College of New York’ta teorik fizik alanında Henry Semat Profesörü unvanına sahiptir. Mesleki hayatı başarılarla dolu olan Kaku, çok renkli bir kişiliğe sahip.

Bundan dolayı tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de iyi tanınır; söyledikleri dikkate alınır.
Sadece sıradan bir bilim insanı değildir Kaku.

Kendisini laboratuvar, kütüphane ve kitaplara hapsetmez. Sadece öğrencilerine ders vermekle de yetinmez.

Kaku, çalışmalarını ve ulaştığı sonuçları Radyo, TV, Belgesel, Sinema, şimdilerde ise birçok sosyal medya ağı ile toplumla da paylaşıyor.

Kıvrak zekası, sempatik tavırları, şık ve zarif giyimi ile herkese ulaşmaya çalışır. En karmaşık bilimsel konuları ve formülleri herkesin anlayabileceği basit bir dille anlatması etkileyicidir.

Çevre sorunları, dünyanın geleceği, iklim değişikliği, vahşi kapitalizmin sonuçları, geleceğin meslekleri, eğitim… Tüm bu konulardaki görüşlerini kamuoyu ile paylaşır. Bilgi temelli bir gelecek inşası için uğraşır.

En son Allah’ın varlığı konusunda kesin bir delile ulaştığını duyurdu. Duyurmayabilirdi. Bu konudaki kanaatini vicdanının en mutena derinliklerinde saklayabilirdi. Yapmadı. Ulaştığı bu sonucu herkesle paylaşmak istedi.

Dinin gündemi bu kadar meşgul ettiği bir ortamda, bir bilim insanı olarak Allah’ın varlığı konusunda bilimsel araştırmaları ile ulaştığı sonucu ve kanaatini açıkladı. Bu açıklamanın Bilim-Din tartışmalarına yeni bir boyut getirmesi beklenebilir.

Teorik fizikçi yaptığı açıklamada yeni geliştirdiği kuramın Allah’ın varlığını kesin olarak gösterdiğini söyledi.

Zamanımızın en ünlü bilim insanlarından biri olarak kabul edildiği için sözleri bilim camiasında büyük bir gürültüye sebep oldu.

Zira “Kainattaki düzenin arkasında her şeyi idare eden bir zeka/akıl var” diyen Kaku sıradan bir bilim insanı değil.

String Kuramı başta olmak üzere birçok bilimsel başarıya imza atmış. Yani böyle bir iddiayı rasgele yapmaz.
Bilim camiasındaki saygınlığının sebebi de çok ciddi ve dersini iyi çalışan biri olması; hayatını bilime ve kainatın anlaşılmasına adamasıdır.

Gürültünün sebebi ise Kaku’nun evrimci anlayışın temel tezlerinden birisi olan kainatın “rastgele ve tesadüfen oluştuğu; evrimle de mükemmelleştiği” tezinin artık geçerli olamayacağını söylemesidir.

Kaku, kainat, madde ve çekim bağlamında yaptığı araştırmalarla “kainatın, akıllı bir varlığın yaptığı kanunlar tarafından yönetildiği” sonucuna ulaşmış.

Bunun bilim dünyası için ne anlama geldiğinin farkında olan Kaku, “Bana inanın. Her şeyin tesadüfen ve rastgele meydana geldiğinin hiçbir anlamı yok” diyor.

Kaku’ye göre hepimiz bir “Matrix”in içerisindeyiz.

Bunun anlamı ise, “evrensel bir zihin tarafından yaratılmış kural ve kanunlara göre bir plan dahilinde işleyen bir kainatta yaşıyoruz”. Her şey planlanmış hassas dengelere göre işliyor.

Bu kısa ve sade cümle bilim ve felsefe dünyası için anlamlarla dolu.
İçerisinde yaşadığımız kainat rastgele ve tesadüfen oluşmamış; belli kanun ve kurallara göre yaratılmış. Evrende, kaos rastgelelilik değil, düzenlilik hakim. Bilimi mümkün kılan da bu düzenliliktir.

İnsan olarak mütevazi bir anlayışla kainatı anlamak ve anlamlandırmak durumundayız. İnsanlık tarihi boyunca birçok insan bunun için çaba harcadı. Kimisinin gecelerine, gündüzlerine ve sağlığına; Sokrates ve Giordano Bruno (ö. 1600) gibi bazılarının da hayatına mal oldu.

Bunun için bilimsel anlayış, bu kutsal arayışın sadece bir yöntemidir; tek yöntemi değildir. Bu arayışın ahlaki boyutu da var:

Her şeyin belli bir kurala, kanuna ve düzene göre işlediği bir kainatta, düzensiz ve kuralsız yaşamak insana yakışır mı?

“Yakışmaz”.

Kim diyor bunu?

Felsefenin kurucu babaları.

Felsefe tarihindeki ahlak tartışmalarının temeli de buradan kaynaklanıyor.
Platon ahlak yasalarını idealar aleminde, Kant ise içimizde aramıştı.
Buna diğer ahlak felsefecilerini de ekleyin.

Hangi ahlak kuramı olursa olsun, unutulmaması gereken sadece insan oğlunun ahlakilik endişesinin olduğudur.

Hayvanlar için ahlak söz konusu değildir.

Aydınlanma Felsefesinin babası sayılan Kant, kainattaki evrensel yasa ile içimizdeki ahlak yasasını çok önemsiyordu.
Hayatını bu sırrı çözmek için harcadı.
Bu konu onun için o kadar önemliydi ki, konuyla ilgili şu sözleri mezar taşına yazıldı:

“Üzerinde düşündükçe iki şey, aklımı gittikçe yenilenen ve artan bir hayret ve takdirle doldurmaktadır: Birincisi, üzerimdeki yıldızlarla dolu muhteşem gök kubbe; ikincisi, bizzat kendi içimdeki ahlaki vicdan, hak duygusu…

Kant, daha aydınlanmanın başında din alimlerinden bağımsız olarak, “sadece aklını kullanarak” kainattaki düzeni keşfediyordu.

Kant, en yakın çevresi olan duyular dünyasında işgal ettiği hemen kendi etrafından başlayarak “dünya içinde dünyalar, sistem içinde sistemlerin sınırsız büyüklüğünde ve bütün bunların düzenli hareketlerinin sonsuz zamanlarında bulunduğu” bağlamına dikkat çekiyordu.

Michio Kaku’nun kainattaki düzen, ahenk, güzellikle ilgili bu tespitleri, bilim dünyası için yeni olabilir. Özellikle de her şeyi tesadüf ve rastlantı ile açıklamaya çalışan bilim insanları için.

İrfan geleneği kadar, hikmet geleneği de asırlardır kainattaki düzenin, güzelliğin, ahengin farkındaydı. Kâinattaki evrensel yasa ile ahlak yasası arasındaki sırrı çözmeye çalışıyorlardı.

Hayatını bilime ve hikmete adayan İbn Sina “Ruh Kasidesinde” varlığın anlamını açık ve net olarak görüyor ve bütün insanlıkla paylaşıyordu:

“Varlığı besbelli, bir bak yörene,
Aşk olsun fark edip onu görene!
Âlemde ne ulvi hakikatler var,
Ne bilsin gafiller, bundan köre ne…”

İçerisinde yaşadığımız dünyanın karmaşık sorunlarına çözüm ararken, irfan geleneğimizin, insanlığın ve bilimin ulaştığı bu tecrübelerden yaralanmamız gerekiyor.

Aksi takdirde karşı karşıya olduğumuz siyasi, ekonomik, etnik, kültürel ve çevre sorunlarına anlamlı ve sürdürülebilir çözümler üretemeyiz.