Nedir bu 40 yaş üstündekilerden çektiğimiz…

salighleventmakale

Salih Levent Uğurlu

Basın danışmanlığını yaptığım bir siyasi partide yaşça benden epey büyük bir ağabey şöyle demişti: “Siyasette 40 yaşın altındaki insanlara güvenirim. Çünkü kafalarında henüz fesatlık, entrika yoktur. Saf ve masumdurlar. Beyinleri sadece işe çalışır.”

Gerginliğin, kutuplaşmanın had safhada olduğu şöyle bir dönemde siyasete bir gencin zihin berraklığıyla ve masumluğuyla bakmanın zamanı geldi de geçiyor. Eline mikrofonu alan siyasetçi, kalemi alan köşe yazarı o kadar kindar, o kadar bencil davranıyor ki problem çözmekten çok bir hesaplaşma ve kavganın içinde buluveriyoruz kendimizi. Tabi ön teker nereye giderse arka teker de oraya gidiyor. Genç dimağlar bütün ömürlerini büyüklerinin sebep olduğu kör bir hesaplaşma ve kavganın içinde geçirerek tüketiyor. Olan bu ülkenin geleceğine oluyor.
20 yaşında İstanbul Elite World Otel’de Türkiye’nin ilk liberal gençlik kongresinin açılış konuşmasını yapmıştım. ‘Hain’ bir yetmez ama evetçi ve DurDe’ci olmamın da verdiği heyecanla, böyle bir kitlenin içinde aynı zamanda bir kişilik ve kendimi keşfetmenin de savaşını veriyordum. O zamanlar bu liberal gençlik oluşumunun içinde başı açık kadın görmek çok zordu. 28 Şubat’ın baskıcı atmosferinden çıkan muhafazakarların özgürlük talepleri liberal bir zeminde dile getirilirken, ben ve birkaç kişi bu ortamda Cemevleri’nin ibadethane olmasından, Alevilerden bahsediyorduk. Hatta o dönemde beni Alevi bilirdi herkes. O kadar Alevi hak ve özgürlüklerini dile getiriyordum ki, ben bile Alevi olduğuma inanmıştım bir aralar. 2009 Kasım’ında Kadıköy’de Alevi örgütlerinin düzenlediği eşit yurttaşlık mitingine katılma önerisinde bulundum. Kabul gördü. Hayalim 100 kadar başı örtülü, başı açık genci bu mitinge getirip özgürlük diye haykırmaktı. Alevi sivil toplum kuruluşlarıyla görüşüldü. Talebimiz çok olumlu karşılandı. Kortejde yer ayarlandı ve miting günü geldi çattı. Mitinge benle birlikte bir kişi katılmıştı, bizim Ebuzer. Yani iki kişiydik. Korteje geldik. Bizi bekleyen başkan, “Oğlum hani lan iki kişisiniz nerede bu millet ” demişti. “Abi geliyorlar, yoldalarmış” diye geçiştirdik. Sonradan öğrendik ki, kimisi “ben özelleştirme karşıtı pankartların arasında yürümem” diyerek gelmemişti. Kimisi, “ben devrimci değilim, ne işim var sokaklarda, eylemlerde” gerekçesiyle katılmamıştı. Neyse, dedik. Yılmadık. Ebuzer ile iki kişi yürüdük. Alevilerin sıcak kanlı olmaları sayesinde yabancılık çekmedik. Hatta bir ara yürüyüşte kızıl bere dağıttılar. Biz de taktık. Yani Kızılbaş olduk. Fotoğrafları da sosyal medyada paylaştık. Mitinge iki kişi katılmamız daha çok sükse olmuştu. Mitinge türlü türlü gerekçelerle gelmeyen arkadaşlar bizden gülerek özür dilemişti. Hatta birçok Alevi sivil toplum kuruluşu da bu durumu sempatiyle karşılamıştı. Sonrasında ne mi oldu. Bu bahsettiğim Gençlik Kongresi’nde bir alevi oturumu gerçekleştirildi. O zamanlar Pir Sultan Abdal Derneği Genel Başkanı olan Fevzi Gümüş, konuşmacı olarak katıldı. Alevilerin problemlerinden bahsetti. Aslında bu tablo siyasi bir tablo değildi. İki farklı kesimin gençlerinin birbirini tanıması ve sıkıntılarını genel bir demokrasi problemi olarak görerek birbirilerinin hak ve özgürlüklerini gözetmeleri meselesiydi. En önemli nokta ise, “40” yaşın altında olmamızdı.

Gün oldu, devran döndü. 40 yaş üstündekilerin gözü dönmüştü. Alevileri anlamaya çalışan, batıdan Diyarbakır’a gelerek Osman Baydemir’i ziyaret eden, ona kardeşlik gülü veren o gençler kavga etmeye başladı. Birbirlerini hainlik, paralellik, lobicilik, teröristlikle suçlamaya başladılar. Hatta yeni kurulan ÖAD’nin kuruluş haberi üzerinden alakasız bir şekilde cemaatçilikle suçlamıştı 40 yaş üstünde bir değerli akademisyenimiz bu sitede beni. Kendimi anlatana kadar canım çıkmıştı ama meselenin bir yanlış anlama meselesinden çok 40 yaş üstü sendromu olduğunu geç de olsa anlamıştım. O günden bugüne işine son verilen Gülay Göktürk’ler, Mahcupyan’larla ilgili de tek kelime konuşmaya tenezzül etmedim.

Sözün özü, bu ülkenin sağcısından solcusuna 40 yaş altına dönmeye şiddetle ihtiyacı var. Daha kötü bedeller ödemeden şiddetle ihtiyacımız var hem de… Özeleştiri yaparak, mantıklı düşünerek normalleşmek ve birbirimizi anlamak boynumuzun borcudur.