Saray’daki zirvenin ardından…

nesrin

Piyasaların heyecanla beklediği buluşma nihayet gerçekleşti. Merkez Bankası’nın 130 sayfalık açıklamasından anladığımız, Başçı’nın ekonominin canlanması için tek başına faizlerin yeterli olmadığını güçlü bir şekilde vurgulaması olmuştur.

 

Ekonomiye  giriş derslerinde okutulması halinde çok faydalı olacak sunumunda Merkez Bankası Başkanı Başçı özetle ” faizleri düşürmek tek başıma benim yapabileceğim bir iş değil,ben sadece yönlendirebilirim,faizleri düşürmek aslında siyasi karar alıcıların görev alanındadır. Siyasetçiler mali istikrarı korursa, başta hukuki güvenlik olmak üzere yatırım ortamını iyileştirirse faizler düşer. Ben böyle bir ortamı gördüğümde ,uluslararası piyasalardaki gelişmeleri de dikkate alır ve üzerime düşen yönlendirme görevini yaparım” diyor.

 

Merkez’in sunumunda  ” koşullar değişmeden faizleri artırırsak dolar daha da yükselir bu da enflasyonu ve ekonomik istikrarı tehdit eder”  vurgusu dikkat çekiyor.  Cumhurbaşkanlığı açıklamasında ise Cumhurbaşkanı’nın faiz ve üretim konusunda hassasiyeti sürüyor açıklamasıyla yetinilmiş.

 

Cumhurbaşkanı’nın, “süper başkanlık” idealinin cevabını bulacağı Haziran seçimlerine canlı bir ekonomiyle girmek istediği,bunun için de faizlerin düşürülmesinde ısrarlı olduğu biliniyor. Bu piyasalar için sabit veri niteliğinde. Zaten Nuray Babacan’ın haberine göre Cumhurbaşkanı Merkez Bankası’nın yüklü bir faiz indirimi yapamayacağını kabul etmiş ama bu durumda  kamu bankaları faiz indirsin demiş…Dolayısıyla piyasaların gözü kulağı hep orada olacak. Hükümetin atacağı bir adımın Saray’daki yankısı beklenecek…

 

 

Ekonominin zayıfladığı artık sürpriz değil. İşsizlik son  bir yılda 1,5 puana yakın artmış, yüzde 11’e doğru tırmanıyor. Hafta başı açıklanan Ocak ayı sanayi üretim endeksi son  üç yıldır var olan  düşük büyüme eğiliminin devam ettiğini ve  daha da düşmekte olduğunu söylüyor. Tüketici  güven endeksindeki gerileme ile bu sonuçlar tutarlı. Ve  sermaye çıkışı hızlanmış.

 

Bu süreci tersine çevirmek ve ekonomiyi hapsolduğu düşük büyüme döngüsünden kurtarmak için Bakan Babacan yapısal reformların gerekliliğini sürekli vurguluyor. Ancak son 10 günde yaşananlar, Fidan olayı dahil, son sözü söyleyenin hükümet kanadı olmayacağını kanıtlamış bulunuyor. Nitekim Başbakan’ın New York toplantısında yabancı bir gazeteci  Başbakan’a  “Ülkeyi siz mi yönetiyorsunuz, Cumhurbaşkanı mı?” sorusunu yöneltebiliyor. Yani ciddi bir güven erozyonu var. Sadece güçlü bir reform paketi ile ‘güven’ yeniden kazanılabilir. Bu da seçimler nedeniyle pek olası görünmüyor.

 

Cumhurbaşkanı’nın arzu ettiği düşük faiz ve yüksek büyüme hedefini tutturabilmek için öncelikle  yatırım ortamını iyileştirmek gerekiyor. Bunun zorluğu ortada. Soli Özel bu durumu şöyle özetlemiş: “Türkiye uzunca bir zamandır, devleti kurumsal olarak erimiş, yerleşik normlarına ve siyasi geleneklerine kimsenin kulak asmadığı, erk sahibinin istekleri ve iradesi doğrultusunda kuralların her gün yeniden yazılabildiği bir ülke haline geldi. Yani tepedeki çekişme ve açık edilmemeye çalışılan kavganın niteliği veya hedefleri ne olursa olsun, çökmüş bir sistem ya da mekanizma ile karşı karşıyayız.”

 

Üstelik 7 Haziran seçimleri belirsizliği ortadan kaldırmayacaktır. Seçim sonuçları  AKP’ye Anayasayı değiştirme gücü verirse bu takdirde yeni Anayasa ve başkanlık tartışmaları, referandum ve akabinde yeni Anayasaya göre yeniden bir genel  seçim bizi bekliyor. HDP’nin baraja takılmasının sonuçları da toplumu oldukça gerecektir. Seçimlerin meşruiyeti sorgulanacak, barış süreci yara alacak ve Türkiye bu gergin ortamı muhtemelen bir erken seçimle noktalayacaktır.

 

Özetle, ne üretici ne tüketici ne de yatırımcı uzun bir süre önünü görecektir. Belirsizlik ekonomideki tüm karar alıcıları mevcut pozisyonlarını korumaya itecektir.

 

Öte yandan kırılganlığı artan ekonomi global ekonomideki tüm gelişmelere   karşı şimdi çok daha hassastır. Bu ortamda yeni bir kavga felaketimiz olur. Umarım Cumhurbaşkanı Merkez Bankası’nın 17 Mart toplantısından büyük bir faiz indirimi beklemiyordur.