Seçmeli “Alevilik” Dersi

cem3

SALİH LEVENT UĞURLU

 

Muharrem ayı 25 Ekim’de başlıyor. Aleviler 12 gün boyunca “12 İmam Matem Orucu” tutacak. Muharrem ayıyla birlikte Alevi hak ve talepleri yine gündeme geldi. Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun meseleyle bizzat ilgilendiği ve önümüzdeki günlerde çözüm sürecine benzer bir adımın Aleviler için atılacağı konuşuluyor. Yıldırım Beyazıt Üniversitesi İslami İlimler Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Hasan Yücel Başdemir, çözüm paketinin iki temel talebe karşılık vermesi gerektiğini söyledi. Bu temel taleplerin birincisi Cemevleri faaliyetlerinin yasal zemine kavuşturulması yani kurumsal şahsiyetlerinin devlet tarafından tanınması. İkincisiyse, genel ve özel eğitim kurumları içinde müfredatını Alevilerin belirlediği Alevilik derslerinin okutulması.

Doç.Dr Başdemir, yeni bir adım atılacağı söylenen ortamda “Alevi”lerle ilgili sorunları ve çözüm önerilerini “www.ankarareview.com” a anlattı:

Alevi meselesi tarihsel süreç içinde nasıl okunmalıdır?

Alevi meselesi dini-teolojik veya tarihi bir sorun olarak görülmemeli; bir insan hakları ve inanç özgürlüğü sorunu olarak ele alınmalı ve tanınmalıdır. Aleviler, Osmanlı’da ve Cumhuriyetin kuruluşundan sonra dini hayatlarını yaşama konusunda sorunlar yaşamışlardır. Alevilerin bu sorunlarının çözümü, Türkiye’de barış içinde bir arada yaşama kültürüne büyük katkı sağlayacaktır. Alevilerin dini kimliklerinin reddedilmesi veya Bektaşilik üzerinden tanımlanmaya çalışılması, Alevilerle devlet arasında uyuşmazlıkların ortaya çıkmasına neden olmuştur. Alevileri temsil eden örgüt ve siyasi partiler de Alevilerin sisteme entegre olmasına katkı sağlamak yerine bunu engellemişlerdir. Sorunu bu şekilde okumalı ve Alevilerin sorunlarının siyasi olarak çözülmesi gerekir. Siyaset farklılıklar arasında ilkesel uzlaşı sağlayan bir kurumdur. Alevi meselesinin çözümü de burada aranmalıdır.

Zorunlu din dersiyle ilgili sıkıntılar nasıl aşılacaktır? Siyasi iradenin tutumunu nasıl buluyorsunuz?

 AİHM’in Türkiye’deki zorunlu din kültürü ve ahlak bilgisi (DKAB) dersi ile ilgili vermiş olduğu son karar, bu dersin müfredattaki yeri ile ilgili önemli bir değişiklik yapmayı gerektirmektedir. Bu çerçevede en makul çözüm, mevcut dersin içeriğinin İslam ağırlıklı olmakla birlikte dinler hakkında bilgi veren “dinler ve mezhepler üstü” bir müfredata dönüştürülmesi ve bir inanç sistemine özendirici/yönlendirici olmaktan çıkartılması gerekir.

Bu ders, Milli Eğitim genel müfredatının bir parçası haline getirilmelidir. DKAP, din dersi olarak algılanmamalıdır, aksine dinler özellikle de İslamiyet ve mezhepler hakkında bilgilendirici mahiyette müfredatı olan bir kültür dersi olarak devlet okullarında okutulmaya devam edilebilir.

Devlet okullarında ve özel okullarda ebeveynlerin isteklerine göre farklı inanç ve mezheplere ait derslerin seçmeli olarak okutulmasına izin verilmelidir. Bu derslerin müfredatlarını özel okullar kendileri belirleyebilir; Milli Eğitim Bakanlığı bu dersleri, müfredat ve işleniş bakımından denetleyebilir. Ancak kriminal veya temel insan haklarına aykırı durumlar olmadığı müddetçe bu derslere müdahale etmemelidir.

Cemevlerinin yasal statüsüyle ilgili ne gibi değişiklikler yapılabilir? Devletin Cemevlerini ibadethane olarak tanımlaması sosyal ve siyasi olarak nasıl sonuçlar doğurur?

Cemevlerinin yasal statüsü ile ilgili bir düzenlemeye gerek yoktur. Devletin bunları ibadethane olarak tanımlaması yeterlidir. Bu durum sosyal hayatta pek fazla bir değişiklik meydana getirmez çünkü zaten fiili olarak Cemevleri varlığını ve hizmetlerini devam ettirmektedir. Cemevleri, günümüzde şehir hayatı içinde Alevilerin inanç kodlarını taşımalarına yardım eden yegane kurumdur. Devletin Cemevlerinin kurumsal şahsiyetini tanıdığını deklare etmesi, uzun vadede Alevilerin kendi dini inançlarını bu kurum üzerinden kazanmalarına yardımcı olacak ve dini hayatlarını “laik”, “demokrat” gibi seküler kavramlarla tanımlamaktan vazgeçmelerini sağlayacaktır. Siyasi olarak Tükiye’de farklı inanç ve mezheplerin bir arada barış içinde bir arada yaşama kültürünün oluşmasına önemli katkı sağlayacaktır.

 

Alevilerin “asimile” edildiği görüşüne katılıyor musunuz?

2008’de başlayan hükümetin demokratikleşme projesi, Alevilerin kendi sorunlarını kamuoyu önünde tartışmalarına imkan vermiştir. Bugün büyük Alevi kitleler, demokratik haklarını ifade özgürlüğü içinde şiddet dilini kullanmadan ifade edebilecek bir dil oluşturmayı başarmışlardır. Alevilerin temel sorunları devam etmekle birlikte bu ifade özgürlüğü ortamı, asimilasyon sürecinin devam etmediğini göstermektedir.

Diyanet İşleri Başkanlığının bugünkü konumunu demokratik sistem içinde nasıl değerlendiriyorsunuz?

DİB’in zamanla idari ve mali açıdan özerk bir kurum haline getirilmesinde yarar vardır. Kurum, kendi mali kaynaklarını yaratacak güce sahiptir. Kurum içinde küçük bir birim, Türkiye’deki dini grup ve mezheplerin devletle olan işlerini düzenleyen ve koordinasyonu sağlayan bir devlet kurumu olarak kalmaya devam edebilir.

Önümüzdeki günlerde gelmesi beklenen çözüm paketi ne şekilde olmalıdır?

Devlet, çözüm sürecinde derneklerden daha ziyade ocakları muhatap olarak almalıdır. Türkiye’de derneklerin Alevi toplumunu temsil kabiliyeti çok düşüktür, bu nedenle Anadolu’da buluna kırka yakın ocak temsilcisinin muhatap olarak alınmasında yarar vardır. Hükümet, Alevilik ve Bektaşilik’i özdeş olarak almamalıdır. Bu durum Alevi cemaati içinde dile getirilmese bile tepki ile karşılanmaktadır. Bektaşilik ve Alevilik’n birbirilerinden çok farklı olgular olduğu göz ardı edilmemelidir. Çözüm paketi, iki temel talebe karşılık vermelidir: Birincisi, Cemevlerinin faaliyetlerinin yasal zemine kavuşturulması yani kurumsal şahsiyetlerinin devlet tarafından tanıması gerekir. Bunun için yasal bir düzenlemeye gerek yoktur; bunun Alevi kamuoyuna deklare edilmesi yeterlidir. Fakat talep edilmesi durumunda Camiler gibi Cemevlerine de mali ve istihdam desteği verilebilir. Ayrıca Alevilerin Cemevlerini eğitim kurumu olarak kullanmalarına izin verilmeli ve bu konudaki istihdam desteğini devletin sağlamasının yolları açılmalıdır. İkincisi, genel ve özel eğitim kurumları içinde müfredatını Alevilerin belirlediği Alevilik derslerinin okutulmasına izin verilmelidir. Bu müfredatlar asla tek düze olmamalı, adap ve erkanı farklı olan Alevi Ocak sistemine göre çeşitlilik arz edebilmelidir.