SİYASİ ÖZGÜRLÜK VE TÜRKİYE’DE SEÇİM SİSTEMİ: YENİ BİR MODEL ÖNERİSİ

demokrasi

Siyasi özgürlükler seçme, seçilme, siyasi parti kurabilme gibi özgürlükleri içerir. Bu özgürlükler temelinde bireyler kamusal alanda kendi hayatlarını da ilgilendiren kararların alınması süreçlerine katılma hakkı elde ederler. Siyasi özgürlüğün sınırlandırıldığı bir siyasal sistemde bireyler kamusal alanda kendi hayatlarını daha iyiye götürecek kararların alınmasına katkı verme; aleyhlerine olabilecek düzenlemelere de karşı koyabilme, meydan okuyabilme şansından mahrumdur.
Demokratik siyasal sistemler, siyasal özgürlüklerin tanındığı politik sistemlerdir. Ancak bu sistemlerde de seçim kanunları, siyasal partiler kanunları gibi yasal düzenlemeler siyasal özgürlükleri önemli oranda sınırlayabilmektedir. Türkiye, siyasal özgürlüklerin yasal düzenlemeler ile önemli oranlarda kısıtlandığı bir demokrasidir. Hâlihazırda Türkiye’de uygulanan seçim sistemi özellikle sahip olduğu %10’luk ülke barajı ile siyasal katılım ve temsilde adaletin, dolayısıyla da siyasal özgürlüğün önünde büyük bir engel teşkil etmektedir. Yönetimde istikrar ilkesini göz ardı etmeden “temsilde adaleti” gerçekleştirme doğrultusunda yapılacak bir reform ile Türkiye’de bireysel özgürlüğün en temel köşe taşlarından birisi olan “siyasal özgürlükler” güçlendirilebilir. Böyle bir reform bireysel özgürlüğü güçlendirdiği gibi Türkiye’nin Dünya demokrasileri klasmanında da yukarılara çıkmasına hizmet edecektir.
Bu çerçevede, Özgürlük Araştırmaları Derneği (ÖAD) olarak, “Türkiye’de Seçim Sistemleri ve Seçimlere Etkisi: Siyasal Özgürlükler Perspektifinden Öneriler” başlıklı bir rapor hazırladık. Prof. Dr. Tanju Tosun tarafından kaleme alınan bu çalışmada, farklı seçim sistemlerinin siyasal özgürlükler açısından sonuçları özellikle “temsilde adalet” kavramı ekseninde irdelenmektedir. Temsilde adaletin yüksek olduğu bir siyasal sistem, siyasal katılım ve temsilin, dolayısıyla siyasal özgürlüğün yüksek olduğu bir sistem olarak kabul edilebilir. Bu doğrultuda, çalışma Türkiye için yeni bir model önerisi ile son bulmaktadır.
Buna göre, ilk olarak, 100 milletvekilinin ülke seçim çevresinden barajsız olarak nispi temsil sistemine dayalı d’Hondt yöntemi ile seçilmesi; ikinci olarak, kalan 450 milletvekilinin % 5 ülke barajı ile yine nispi temsil sistemine dayalı d’Hondt yöntemi ile seçilmesi; ve üçüncü olarak, % 5’lik ülke barajını geçememiş bir partinin ülke içerisinde birinci sırada geldiği seçim çevrelerinde milletvekili çıkarabilmesi önerilmektedir. Böyle bir sistem, parlamentonun aşırı parçalanmasına yol açmadan, yüksek bir “temsilde adalet” ile farklı toplum kesimlerinin Meclis’te temsil edilmesine, Türkiye’de siyasal özgürlüklerin pekişmesine hizmet edebilir.
Prof. Tosun, çalışmasında bu sistemin bir simülasyonunu da sunuyor. Eğer önerilen bu seçim sistemi 7 Haziran seçimlerinde uygulanmış olsaydı, partilerin almış oldukları oy oranına göre TBMM’de şöyle bir tablo ortaya çıkacaktı:

 

dsad

Kasım ayında yeni bir seçime gittiğimiz bu ortamda, mevcut gayr-ı adil seçim sistemi ile ortaya çıkabilecek sonuçlar, toplumsal barışa çok ciddi darbe indirebilir. MHP veya HDP’nin % 10’luk barajın altında kalması belki AKP’yi tek başına iktidara taşıyabilir. Ancak, toplumsal kutuplaşmanın böylesine keskinleştiği bir süreçte, böylesine hakkaniyetsiz bir sonucu toplumun önemli kesimlerinin Kasım 2002 seçimlerindeki gibi hazmetmesini beklemek gerçekçi olmayabilir. Hükümet, yönetilemez bir ülke ile karşı karşıya kalabilir. Bu çerçevede ÖAD’nin önerdiği seçim modeli, temsilde adaleti çok büyük oranda tesis ederek toplumsal barışa ve demokrasinin pekişmesine hizmet edebilir. Karar alıcıların, siyasi miyopi ile yakın vadedeki çıkarlarına değil hem kendilerinin hem de ülkenin uzun vadeli çıkarlarına uygun davranıp ÖAD’nin önerisini dikkate almasını temenni ederim.

Rapora aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz.
http://ozgurlukarastirmalari.com/liberal-perspektif-rapor-turkiyede-secim-sistemleri-ve-secimlere-etkisi-siyasal-ozgurlukler-perspektifinden-oneriler