Suat Kılıç Ankara Review’e konuştu!

Adsız

Suat Kılıç seçildiğinde en genç milletvekiliydi. Gençlik ve Spor Bakanlığı ve Grup Başkanvekilliği gibi görevler üstlendi. 7 Haziran’da 3 dönem kuralı birçok ismi etkilediği gibi Suat Kılıç’ı da etkiledi ve aday olmadı.

Suat Kılıç uzun bir aradan sonra suskunluğunu ankarareview.com‘a bozdu. Yayın yönetmenimiz Emre Murat’a konuşan Kılıç, net bir şekilde “Abdullah Gül siyasete dönmeli” dedi. Ülke gençlerinden basın hürriyetine kadar birçok konuyu değerlendiren Kılıç kendisinin gelecekte aktif siyasette olup olmayacağını da açıkladı. Kılıç, “Siyasette ihtiyaç olduğunda biz ülkemize hizmet etmeye her an için hazır olacağız” dedi.

İşte Suat Kılıç’ın açıklamaları:

Gazeteci olmak isteyen bir gence eski bir gazeteci olarak bu mesleği tavsiye eder misiniz?

Gazetecilik eğitiminden gelmedim hukuk eğitiminden geldim. Dolayısıyla benim tavsiyemden ziyade gazetecilik eğitiminden gelen gazetecilerin tavsiyelierini dikkate almak daha isabetli olur diye düşünüyorum. Neden? Basın yayın halkla ilişkiler sürecinden gelmeyenlerin gazeteciliğe bakışıyla oradan gelenlerin mesleki anlamda gazeteciliğe bakışları birbirinden farklı. Hukuk kökenli bir gazeteci aynı zamanda hukukçudur. Hukuki meseleler ile ilgili derinleşme imkanı vardır. Ekonomi ile ilgili bölümlerden mezun bir gazetecinin ekonomide derinleşme gibi bir potansiyeli açıktır. Keza uluslararsı ilişkiler gibi alandan gelen bir gazetecinin de diplomasi muhabirliği gibi alanlarda derinleşme avantajı olabilir. Tavsiye eder miyim? Gazetecilik tavsiye ile yapılacak bir iş değil. İsteyen yapar istemeyen yapmaz. Gazetecilik yapmak isteyen birinin neden yapmak istediğine ilişkin sorunun cevabını kendisine vermesi lazım. Gazetecilik benim tavsiye ettiğim bir iş değil. Gazetecilik benim tavsiye etmediğim bir iş de değil. Ama özgür basının, hür medyanın televizyonlarıyla, gazeteleriyle, sosyal ağlarıyla ve web sayfalarıyla demokratik bir ülkenin olmazsa olmaz olduğuna inananlardanım.

Gençlik ve Spor Bakanlığı yaptınız. Gençleri dinlediniz. Sizce gençlik nereye gidiyor? Gençler toplumdan kopuyor mu? Özellikle akıllı telefon ve sosyal medyanın gençlerin hayatını “sosyal” açıdan olumsuz etkilediği hep söyleniyor? Siz ne düşünüyorsunuz?

Gençliğin koptuğu gibi bir düşünce içinde değilim. Sonuçta çağ değişiyor. İmkanlar değişiyor. Akılar değişiyor. Enerjiler değişiyor. Fikirler değişiyor. Olaylara bakışlar değişiyor. Aile yapıları değişiyor. Sivil toplum örgütlerini yapıları değişiyor. Bütün bu değişimler içerisinde gençliğin aynı kalmasını beklemek saflık olur. Bunca değişimin içinde en çok değişineler elbetteki gençler. Çünkü değişime en çok açık olanlar gençler. Bu değişim olumlu yönde mi olumsuz yönde mi? Bun nerden baktığınıza bağlı olarak değişir. Gençlikteki değişimi çok olumlu bulanlar da var. Kendi çocuğundaki değişimi olumsuz bulan anne babalar da var. Kendi öğrencisindeki olumsuz bulan öğretmenler ve öğretim görevlileri var. Kendi genç çalışanındaki değişimin gereksiz, yetersiz ya da yanlış bulan işverenler de var. Nereden baktığınıza bağlı ama ben gençlik genel olarak kötüye gidiyor diyemem. Gençlik genel olarak iyiye gidiyor da diyemem. Bu baktığınız yere göre bakış açınıza göre hayatı kavrayışınıza göre değişir. Ama gençlerin sınırsız talebi doğru ve yerinde bir talep midir? Bir, bir kere özgürlük kavramsal olarak sınır kavramıyla örtüşemeyecek, bağdaşamayacak bir kavramdır. Ama yine de sınırsız özgürlükten her şeyi yapabilirlik anlaşılmamalıdır. Özgürlüğün tanımı zaten başkalarının özgürlük alanına dokununcaya kadarki eylem ve söylemlerdir. O nedenle dengeyi okul, aile, toplum ve gençler birlikte sağlar.

Gençlere “Suat Ağabey” olarak ne önerirsiniz?

Gençlere Suat Ağabey olarak çok okumalarını, her şeyden çok ama çok okumalarını bunun yanında en az bir yabancı dili ana dili düzeyinde öğrenmelerini önerebilirim.

Hürriyet ve Star gazetelerine düzenlenen saldırılar başta olmak üzere, gazeteci Ahmet Hakan’ın uğradığı saldırı… Basının yaşadığı bu sıkıntılar neyi gösteriyor? Sizce Türkiye’de bir “basın özgürlüğü” sıkıntısı var mı?

İnsanların kendini ifade etme biçimlerinden ya da ifade ettiklerinden rahatsızlık duyanların varlığına işaret ediliyor. Bir gazetecinin ya da gazetenin bir televizyoncunun ya da televizyonun, televizyon binasının saldırıya uğraması o ülkede fikir ve ifade özgürlüğü ile ilgili tahammül sınırlarının gerçek bir demokraside olması gereken düzeye erişmediğine işaret eder. Dolayısıyla bu saldırıların hepsi bence kınanması gereken saldırılardır. Ayrım gözetilmeksizin eleştirilmesi gereken saldırılardır. Hürriyet’e karşı bir saldırı vuku bulmasıyla iktidara yakın duran bir medya organına karşı bir saldırının vuku bulması arasında bence demokratik bir ülkenin yöneticileri olarak hiçbir şekilde ayrım yapmamak gerekir.

Türkiye’nin hukuk ve demokraside geldiği nokta yeterli mi? Daha ileri gidilebilmesi adına ne yapılabilir?

Tabi ki yeterli değil. Türkiye ekonomide gelişmekte olan ülkeler sınıfında olduğu gibi demokraside de gelişmekte olan ülkeler sınıfında. Ekonomimiz ne kadar gelişirse demokrasimiz de o kadar gelişecek. Bunun tersi de doğru. Demokrasimiz geliştikçe ekonomimiz gelişmeye devam edecek. Ekonominin gelişimiyle de demokrasinin gelişimi arasında sebep sonuç ilişkisi var. Çünkü artık küreselleşen dünyada uluslararası sermaye demokrasi ve hukuk sistemi bütün kurumlarıyla ve kurallarıyla sağlıklı işleyen ülkeleri tercih ediyor. O nedenle ekonomi ile demokrasi arasında olmazsa olmaz sıkı bir bağ var.

1 Kasım’da ne olur?

Millet iradesi sandığa yansıdıktan sonra nasıl bir sonuç çıkarsa çıksın.

Ak Parti size göre değişti mi? Fabrika ayarlarına dönmeli görüşüne katılıyor musunuz?

Fabrika ayarlarına Ak Parti dönebilir. Dönmeli. Kuruluştaki ortaya koyduğu ilke ve değerleri daha sıkı sıkıya benimseyebilir. Ama Ak Parti iktidarda diye Ak Parti’nin kusur ve eksikleri eleştirilirken muhalefete olan kusur ve eksiklerini de görmezden gelmek de sağlıklı bir demokrasi açısından doğru değil. Biz siyasetçiyiz ama siyasetçi olmadan önce vatandaşız. Türkiye’de bütün umutların Ak Parti’de toplanmasının neden nedir ona bakmak lazım. İktidar alternatifi olan tek parti Ak Parti olduğundan dolayı ve eksikleri olmakla birlikte toplumun beklentilerine cevap verme hazırlığı olan tek parti Ak Parti olduğundan dolayı. Oysa bu vatandaş olarak lehimize olan bir durum değil. İnsanlar CHP’yi çok fazla kale almıyor. MHP’yi HDP’yi çok fazla kale almıyor. Bunun nedeni nedir? İktidar alternatifi değiller. Toplum onların ne vaat ettiğini değil Ak Parti’nin ne vereceğine bakmayı tercih ediyor. O nedenle iktidar partisi fabrika ayarlarına dönsün tamam. Ama muhalefet partileri de kendilerini ayarlarını gözden geçirse fena olmaz. Lastik basınçlarına onlar da baksınlar.

Koalisyon dünyanın sonu mu?

Değil tabi ki. Koalisyon hükümeti kurulmalı. Zaten kaçınılmaz olarak kurulacak. Eğer Ak Parti tek başına iktidar olmazsa bu seçimin yeni bir seçimle tekrardan güncellenmesi artık söz konusu olmaz. Olmaması gerekir. Çünkü vatandaş artık seçim yorgunu.

Siyasete dönecek misiniz?

Yeterince siyasete ara verdiğim kanaatinde değilim. Bu seçim çok erken bir seçim oldu. Ama elimiz de aklımız da siyasetin içinde. Yaşımız müsait. Gelecekle ilgili vizyonlarımız var. Fikirlerimiz var. Siyasette ihtiyaç olduğunda biz ülkemize hizmet etmeye her an için hazır olacağız.

Abdullah Gül siyasette olmalı mı?

11.Cumhurbaşkanımız aktif siyasete döner mi dönmez mi bunu Allah bilir, kendisi bilir bir de eşi bilir. Dönmeli mi bence dönmeli. Çünkü marka siyasetçiler ve siyasi değerler kolay yetişmiyor. Siyasetin okulu da yok laboratuvarı da yok. Siyasette tecrübe edinmeli ve maliyeti çok yüksek. Bilfiil seçilmek gerekiyor. Bilfiil çalışmak gerekiyor. Devlet sorumluluklarını bizzat üstlenmek gerekiyor. Bu pahalı maliyetle edinilen tecrübeleri çok düşük bedellerle rafa kaldırmak doğru olmaz.

Sizce HDP bir Türkiye partisi olabildi mi?

Türk Ordusu’na ve polisine kurşun sıkan bir terör örgütüyle arasına mesafe koyamayan bir parti Türkiye partisi olamaz. Türkiye’nin bütünlüğünü parçalamayı hedefleyen bir bölücü terör örgütüne terör örgütü diyemeyen, lider kadrosuna terörist diyemeyen, asker polis öldürenlere katil diyemeyen ve askerimizi polisimizi şehit edenlerin tabutlarını omuzlayanların partisi hiçbir zaman Türkiye partisi olamaz. Türkiye’nin her tarafından oy almaları sadece Türkiye’nin her tarafına dağıldıklarını gösterir. Türkiye partisi olduklarını göstermez. Türkiye partisi demek Türkiye’nin birliğinden, dirliğinden, milletin geleceğinden ve emniyetinden yana tavır almak demektir. Türkiye’den yana tavır alanlar terör örgütüne karşı cephe alırlar. Ne zaman ki HDP, terör örgütüne terör örgütü der, terör örgütünün bütün yöneticilerine terörist der, asker polis katillerine vatan haini der o zaman HDP’nin Türkiye partisi olduğuna kanaat getirebiliriz.

Tabi Türkiye’yi ilgilendiren bir de Ortadoğu’daki gelişmeler var. Aylan bebeğe hepimiz üzüldük. İnsanlar yeni bir yurt ararken hayatını kaybediyor. Dünya Türkiye’ye ayak uydurabildi mi?

Avrupalı liderlerin herhalde bu olaylar karşısında dua ettikleri tek ülke Türkiye’dir. “İyi k, Türkiye var. Bu sayede bu sorunlar bizim sınırımızdan uzak” diye muhtemelen düşünüyorlar. Türkiye bir İsviçre değil. Türkiye bir Avusturya değil. Türkiye bir Almanya değil. Biz savaş coğrafyalarına sınır olan bir ülkeyiz. İstikrarsızlığın yaşandığı Suriye ile bizim 920 kilometrelik kara sınırımız var. Dolayısıyla Türkiye şu ana kadar adeta Avrupa’nın tampon bölgesi görevini gördü ama Türkiye artık bu tampon bölge görevini daha fazla taşıyamaz. Bu dramatik olaylar bundan sonraki süreçte Avrupa’yı daha kuvvetli biçimde tehdit eder.

Dış politikaya gelmişken… Putin’in Esad konusunda pişman olacağını yazdınız? Sizce Putin nasıl bir pişmanlık duyacak?

Diktatörlerle istikrar sağlamak mümkün değil. Rusya’nın Suriye’de Esad merkezli olarak kurmaya çalıştığı istikrar eninde sonunda yeni bir istikrarsızlık dalgasını beraberinde getirecek. Esadduyulacak güveni haklı çıkaracak bir lider bir devlet adamı değil. Bugün Rusya’nın gücünden kendi pozisyonunu sağlama almak için yararlanacaktır. Ama nihayetinde Suriye’de yaşanan insan hakları ihlalleri ve kendi halkını öldüren bir devlet adamı olarak Esad portresi Putin’i de uluslar arası kamuoyu nezdinden zor durumda bırakacaktır.

MİLLİ TAKIM

Milli Takımımız hepimizi gururlandırdı. 2008’den bu yana ilk kez Avrupa Şampiyonası’na gidiyoruz. Milli Takım Avrupa Şampiyonu olabilir mi?

Olabilir tabi ki neden olmasın. Dünya üçüncülüğü var. Avrupa’da da aynı dereceleri yaşamış bir milli takım. Elbette ki kadrolar değişti ama yeni bir jenerasyon geldi şimdi arkadan. Bunların içinde dünyanın çok saygın kulüplerinde top koşturan futbolcular var. Çok dinamik çok enerjik bir takımımız var. Son İzlanda maçında ortaya konulan performans, Hollanda maçından oraya konulan performansı sürdürülebilir bir istikrarla kurumsallaştırdığı takdirde Türk Milli Futbol Takımı Avrupa’da umulanın üstünde işler yapar. Bu başarı zaten “Türk mucizesi” olarak adlandırılabilir. İmkansız görüleni başardılar. Demek ki ne lazım? Bir başarı için bir istikrar lazım. İki sabır lazım. Üç mutlaka bilinçli bir çok çalışmak lazım. Fatih Terim başladığında tablo çok zor bir tabloydu. Zor koşullardan büyük bir başarı ortaya çıkardı.

Sizce milli takım 11’i nasıl olmalı?

Milli Takım’ın en iyi 11’i Fatih Hoca’nın sahaya sürdüğü 11’dir. Milli Takım’ın hocası Fatih Hoca olduğuna göre en iyi 11’i O bilir.

Türkiye’ye gelen en iyi 10 numara kim?

Çok klasik bir soru oldu. Eskiden 10 numaralar hep 10 numara oynardı. Eskiden 10 numara demek kalecinin karşısında göreceği adam demekti sadece 10 numaraydı. Şimdi 10 numaralar sadece 10 numara oynamıyor. Burak iyi bir golcü. Milli Takım açısından bakıldığında Arda çok iyi bir golcü. Ama tabi konjonktürel bakarsan da tarihin en iyi golcüsü Selçuk İnan demek lazım. Çünkü Türkiye’ye Fransa’ya doğrudan gitme imkanını sağladı.

12141496_10206786095084457_2089523828222942635_n