Sürdürülebilir Kalkınma ve Torunlarımız

torun

Dünya Sürdürülebilir Kalkınma ve Küresel İklim Değişikliği toplantılarına odaklandı. Ülkemizde gündem farklı da olsa, dünya kendi gündemine bakıyor.

Eylül ve Aralık aylarında yapılacak toplantılarda bu konular derinlemesine tartışılacak ve bir dizi kararlar alınacak.

Bu kararlar sadece bizleri değil, çocuklarımızı ve torunlarımızı da etkileyecek. Bundan dolayı önemli.

Küresel İklim Değişikliği kendisini son yıllarda her vesile ile gösteriyor.

Mevsimlerin zamanı değişti. Kışta yaz, yaz da ise kışı yaşayabiliyoruz.

Her gün dünyanın çeşitli yerlerinde doğal felaket haberleri geliyor.

Aslında “doğal felaket” demek işimize geliyor.

İklim uzmanlarına ve bilim adamlarına göre bu felaketeler insanların yaşam tarzları sebep oluyor.

İnsanın, özellikle gelişmiş ülkelerdekilerin, sınırsız ve sorumsuz ekonomik büyüme hırsı ve yine sınırsız ve sorumsuz tüketime dayanan hayat tarzının sonuçları.

Bunu em güzel “sürdürülebilir kalkınma” kavramı açıklıyor.

Adam Smith’ten bu yana Batının geliştirdiği ve kalkınmasını borçlu olduğu ekonomi modeli tükendi.

Bu modelin sürdürülemez olduğunu başta kendileri her kes anladı. Ancak gereğini yapmak sanıldığı kadar kolay olmayacak.

Başta hayata bakış tarzımız olarak olmak üzere birçok şeyi değiştirmemiz gerekiyor. Sağlığına zarar veren sigarayı veya madde bağımlılığını bırakamayan insanların, alışkanlıklarını, hobilerini ve yaşam tarzlarını bırakmaları veya değiştirmeleri kolay olmayacak.

Ancak zaman daralıyor. Bir karar vermemiz lazım.

Çocuklarımıza ve torunlarımıza nasıl bir dünya bırakacağız?

2050 dünya nasıl bir yer olacak?

Çocuklarımız ve torunlarımız biz rahmet ve minnetle mi anacak; yoksa lanet mi edecek?

Bu, bugün vereceğimiz kararlara bağlı.

Kuala Lumpur’da iki gün boyunca bunları konuştuk.

BM uzmanları özellikle Müslümanların sürdürülebilir kalkınmayla ilgili görüşlerini anlamaya çalıştı.

Ancak Müslümanların kafası da az karışık değil.

Bir yandan işsizlik, bir yandan az gelişmişlik. Kalkınmayı durdurursak, işler daha kötüye gitmez mi?

Haklı bir endişe.

Ancak Müslümanlar geleneklerini iyi öğrenip, Batının tecrübesinden yaralanabilir. Sürdürülebilir Kalkınmayı sağlarken, Batının sanayileşme ve kalkınma sürecinde doğayı tahrip edip yok eden hatalarını tekrarlamayabilir.

Bunu için ilk şart özgüven ve bilgidir.

Tarihte farklı kıtalarda medeniyetler kuran Müslümanlar, kendilerine özgü bir kalkınma modeli oluşturabilir.

Toplantılara katılan Müslüman bilim insanları kadar, Master ve doktora öğrencileri bu konuda umut verdi.

Özellikle İslami Finans ve Bankacılık konularında Malezya’da iyi bir birikim oluşmuş. Bu konuları çalışan uzmanları toplamayı başarmış.

Hangi kitapçıya gitseniz konuyla ilgili birçok kitap bulmak mümkün.

 

Sözün özü, Sürdürülebilir Kalkınma konusunda Müslümanların katkı yapabileceği sonucuna ulaştık.

Bu konudaki görüşlerimizi de BMe sunulmak üzere yetkililere teslim ettik.

Başarılı olursak, bunun faydasını bizler ve özellikle de gelecek nesiller daha iyi görecek.

Yok, günlük sorunlarımızın içine gömülür ve günü kurtarmaya çalışırsak, hem akıbetimiz iyi olmayacak; hem de iyi anılmayacağız.

İnsanların hayat tarzının sebep olduğu doğal felaketler can ve mal kayıplarına sebep olmaya devam edecek. Bunun insani ve ekonomik bedelini tahmin etmek zor değil.

Karar bize kalmış.