“Türkiye asla bir Rusya olmaz”

page_ali-babacan-yerel-secimler-oncesi-istifa-mi-edecek_313419266

Eski Başbakan Yardımcısı ve AK Parti Ankara Milletvekili Adayı Ali Babacan, ”Türkiye asla bir Rusya olmaz; Türkiye’de demokrasi işler ve halkın egemenliği belirleyici olur” dedi.

Eski Başbakan Yardımcısı ve AK Parti Ankara Milletvekili Adayı Ali Babacan, Ankara’da Doğuş Yayın Grubu (DYG) Ekonomi Grup Başkanı Servet Yıldırım’ın sorularını yanıtladı.

Babacan, yeniden milletvekili adayı olmasıyla ilgili ”Olumsuz bakan belli çevreler var ama önemli bir bölüm oldukça olumlu değerlendirdi” dedi.

Ali Babacan, Türkiye ekonomisinde orta gelir tuzağına düşmeden üst gelir grubuna çıkmayı hedeflediklerini belirterek bunun ekonomideki en öncelikli sorun olduğunu söyledi.

Tasarruf oranlarının Türkiye için çok önemli olduğuna işaret eden Babacan, makro temellerin sağlam olduğunu ancak bunun üzerine reformlar inşa etmek gerektiğini ifade etti. Siyasi istikrarın olmadığı ülkede reform üretilemeyeceğini belirten Babacan, siyasette öngörülebilirlik sorunu bulunduğuna dikkat çekti.

Babacan “Ekonomide ne yaparsanız yapın, hukuk olmadan zenginlik olmuyor. Önce siyasi istikrar, ardından ekonomik istikrar ve reformlar olmalı. Siyasi istikrar gücünü demokrasiden almalı. Geçmişe bakarsak tek parti dönemlerinde daha fazla reform yapıldı” dedi.

“7 Haziran seçimi asla Rusya gibi olmayacağımızı gösterdi. Vaatlerimizin kaynağı 2015 bütçesinde yer alıyor, mali disiplinden taviz yok” diyen Babacan, mali disiplinin Türkiye’nin tutunduğu en önemli dal olduğunu söyledi.

Babacan, ilk açıkladıkları emekliye zam uygulamasının 1 Temmuz’da başladığı bilgisini de verdi. Babacan, 1300 TL asgari ücretin iş dünyasına etkisinin yüksek olmayacağını ifade etti.

Ali Babacan’a yöneltilen sorular ve alınan cevaplar şöyle;

Siyasete geri dönme kararınızla başlayalım. 3 dönem kuralını çok konuştuk. Daha önce NTV’de Oğuz Haksever ile yaptığınız söyleşide bu konuda açıklama yapmıştınız. Anladığım kadarıyla bir son dakika kararı oldu sizin için. Bu kararınızı açıkladıktan sonra size iş dünyasından ve diğer çevrelerden gelen tepkiler nasıl oldu?

Siyaset ülkeye memlekete hizmet etmenin yöntemlerinden birisi. Ama etki açısından genel gidişata ve ülkenin genel eğilimine etki açısından etkinin en çok olduğu yerdir herhalde. Siyaset içinde hizmetin karşılığı etki açısından büyük oluyor. Ben daha önce anlattım son saatlerde sayın başbakanımızın daveti üzerine tekrar aday oldum. O günden bu yana çok farklı kesimlerden adaylığımla ilgili çok farklı tepkiler geldi ama büyük bir bölümü olumlu bunların. Olumsuz bakan belli çevreler var ama önemli bir bölüm oldukça olumlu değerlendirdi.

AK Parti olarak baktığınız zaman Türkiye ekonomisinin en öncelikli çözüm bekleyen sorunu nedir?

Türkiye 2002 yılında alt-orta gelir ülke grubundayken şimdi üst-orta gelir ülke grubuna girmiş durumda. Bundan sonraki hedefimiz yüksek gelir ülke grubuna girmek. Orta gelirde patinaj tuzağına düşmeden nasıl üst gelir grubuna Türkiye çıkacak en önemli hedef herhalde bu. Ama bu hedefin gerçekleşmesinde ekonomik politikalar kadar ekonomi dışındaki politikalarda önemli. Şu anda Türkiye ekonomisinde makro ekonomik temellerin hala sağlam olduğunu görüyoruz. Düşük bir bütçe açığımız var, bankalarımız sağlam ve merkez bankamızın gerektiğinde gerekeni yapacağı ile ilgili belli bir kanaat var. Dolayısıyla bu üç ayak sağlam olduktan sonra üzerine bunun reformlar inşa etmek gerekiyor. Türkiye’nin şiddetle ihtiyaç duyduğu konu reformlar. Biz bu ekonomi ile ilgili reformlarımızı aslıdan 25 başlık altında ilan ettik. 1248 eylemle 2018 sonuna kadar bütün atacağımız adımları ve tarihleri belirledik. Bunların içinde en önemlileri Türkiye’nin daha yüksek katma değerli üretimin sağlanması, daha ileri teknoloji seviyelerin ulaşması burada çok önemli. Aynı zamanda tasarruf oranlarının artması çok çok önemli. Biz para politikaları, maliye politikaları ve makro ihtiyati tedbirlerle cari açıkla mücadele açısından yapılması gerekenleri zaten yaptık. Yapılmaya da devam ediyor. Bunun üzerine reformlar inşa etmek gerekiyor. Sadece ekonomi alanında değil örneğin yargı alanında. Yargı reformları Türkiye için çok çok önemli olacak. Gerçek anlamda bir hukuk devleti olması Türkiye’nin çok önemli. Aksi halde ekonomi de ne yaparsanız yapın hukuk ayağı zayıfsa yeterince yatırım olmuyor o ülkede. Zenginler oluşuyor ama ülkenin zenginleşmesi mümkün olmuyor. Bunun yanında eğitim çok önemli bir mesele. Bütün bunların gerçekleşmesi içinde siyasi istikrara ihtiyaç var. Siyasi istikrarın olmadığı bir ülkede meclis düzgün çalışamaz. Bunun içindir ki önümüzdeki dönemde Türkiye’nin siyasi istikrarını güçlendirmesi çok önemli. Şu anda bizim makro ekonomik temellerimiz sağlam ama siyasette bir öngörülebilirlik sorunumuz var. Bu kısmen Türkiye’nin içinde bulunduğu coğrafyadaki jeopolitik şartlar bunun sebebi ama kısmen de kendi içimizde oluşan siyasi belirsizlikler bunun sebebi. Dolayısıyla siyasi istikrarı Türkiye’nin son derece belirleyici olacak. Bunlarda Türkiye başarılı olursa ilerleyecek, başarısız olursa orta grup ülkeler içinde uzunca kalabilir. Burada siyasi istikrar derken bir ülke için istikrarın kaynağı çok önemlidir. Çok güvenlik odaklı politikalar olabilir, o ülkede otoriter bir anlayış olabilir, halka adeta zulmeden bir yönetim anlayışı olabilir istikrarın kaynağı. Siyasi istikrar derken mutlaka gücünü demokrasiden alan bir istikrar olması gerektiğini vurgulamak isterim. Dolayısıyla Türkiye siyasi istikrarını demokrasisi ile güçlendirmesi lazım. 2002’den bu yana demokratikleşme ile ilgili atılmış olan adımlar Türkiye’de gerçekten güzel gelişmeler oldu. Eksiklerimiz elbette var. Seçim beyannamemizde de bu konuda detaylı açıklamalar var.

Siyasi istikrar için tek parti mi, koalisyon mu yani siyasi istikrar deyince ne anlaşılmalı?

Seçimlerin sonrasına iş dünyasında aslında koalisyonda düşünülebilir gibi görüşlerde vardı. Fakat geçmişe baktığımızda Türkiye tek parti dönemlerinde daha hızlı kalkınmış, daha hızlı reformlar yapmış. Koalisyon dönemlerine bakıyorsunuz Türkiye çok kaybetmiş. Sadece istatistiksel olarak bakıldığında bile tek parti dönemlerinde Türkiye daha başarılı olmuş. Özellikle son dönemde tek başına kurulmuş bir hükümet diyince bu bazı olumsuz şeyleri de çağrıştırabiliyor. Hukuksuzluk, keyfilik, hukuksuzluğun getirdiği öngörülemezlik gibi. Fakat bu algının önümüzdeki dönemde çok geçerli olmayacağını ifade etmek istiyorum. Son 2 yıldır Türkiye zor dönemlerden geçti. 7 Haziran seçimleri de ders almamız gereken bir seçim oldu. Türkiye’yi Rusya ile benzeştiren çok insanlar ortaya çıkmıştı Türkiye Rusya’laşıyor mu ne oluyor diye ama bu seçimlerde asla öyle bir şey olmadığı ortaya kondu. Türkiye asla bir Rusya olmaz; Türkiye’de demokrasi işler ve halkın egemenliği belirleyici olur. Halkımızın yüzde 86’sı oyunu kullandı ve oy kullananların yüzde 95’i şu anda mecliste temsil ediliyor. AK Parti açısından biz iç değerlendirmelerimizi yaptık. Bunlardan ders aldık. Önümüzdeki dönemde bu olumsuz sonucu da dikkate alan bir politika beklemekte fayda var.

7 Haziran seçimleri için açıklanan ekonomik programdan farklı olarak neler var?

Türkiye’yi son 13 yıldır dünyada yaşanan krizden ayrıştıran, krizin teğet geçmesini sağlayan temel politikalar aynen korunuyor. Biz seçim vaatlerinde bulunduk biliyorsunuz asgari ücretten emekli maaşına kadar. Aşağı yukarı 20 milyar TL’lik maliyeti olan bir paket açıkladık. Son orta vadeli program ve meclise gönderdiğimiz bütçe yasa tasarısı bütün bunları önemli ölçüde dikkate alan bir çalışma. Bunun kaynağı nerede sorunun cevabı 2016 bütçesinde. Mali disiplin şu anda Türkiye’nin bütün bu türbülansta tutunduğu daldır. Asla burada cin fikirliliğe girmemek gerekiyor. Hemen yanında bankacılık sistemimizin yapısının güçlü tutulması son derece önemli. Bir de merkez bankası politikaları. Merkez bankasının temel önceliği Türkiye’de fiyat istikrarını sağlamak ve güçlendirmek bu fiyat istikrarı hedefiyle çelişmemek şartı ile. Hükümetin büyüme ve istihdam politikalarını desteklemek gibi açık açık ifadeler var. Dolayısıyla seçim beyannamemizde bizim makro ekonomik istikrarımızı sağlayan üç ana ayağın sağa sağlam korunduğunu görüyorsunuz. Bunun yanında çok farklı alanlarda çok farklı açılımlar var. Gençlerimize, kadınlara yönelik çalışmalar var. Emeklilerimize yönelik açıklamalarımız var. Memur emeklilerimiz için kanun gerekmediği için Eylül-Ekim gibi onlar artı 100 liralarını lamaya başladılar. Meclis açılıp kanun geçtiği zamanda Bağ-Kur ve işçi emeklilerimizde yıllık 1200 lira aylık 100 lira farkı almaya başlayacaklar. Seçime giden bir siyasi partiyiz ama devlet sorumluluğunu da sırtında hisseden bir siyasi partiyiz. Türkiye’nin bunca terör sorunu, güvenlik sorunu varken, ekonomide dünyada bir türbülans yaşanırken bizim çok çok dikkatli hareket etmemiz lazım. Diğer partilerde biz böyle bir devlet sorumluluğu görmüyoruz. Seçimde bir iki puan daha fazla alayım gerisi önemli değil gibi bir yaklaşım var.

Asgari ücret tartışmaları ilginç boyut aldı. Partilerin farklı düzeyde asgari ücret vaatleri oldu. AK Parti 1300 liraya çıkartma vaadi var. Asgari ücret artışının ekonomiye olası etkileri neler olacak? AK Parti 7 Haziran’da böyle vaatte bulunmamışken 1 Kasım seçimi öncesi neden bunu vaatler listesine aldı?

Asgari ücrette daha önce genelde enflasyon artı birkaç puan çizgisini izledik. 13 yılda istisnai artış vardır. Arada bir fark kapatma daha önce yaptık. 7 Haziran seçimlerinden önce işverenle işçinin oturup konuşması gereken konudur diye düşünüyorduk diğer partiler farklı rakamlar açıkladı bunun işverenler üzerindeki etkisi çok büyük olabilirdi epey tartıştık konuştuk beyannameye girmeden yarım saat önce karar kıldık. 1300 lira önerimiz kuvvetli bir öneridir. 1300 demeseydik gelecek yılın ikinci yarısında 1120-1220 olurdu. Yani 100-200 liralık fark var.
Bizim söylediğimiz 1300 lira bir başka partinin söylediği 1500 liradan çok daha değerli ve inandırıcı.
Bundan 5 yıl önce 2023 hedefleri açıklanmıştı. Mesela 500 milyar dolarlık ihracat, 2 trilyon dolarlık ekonomi, yüzde 5 işsizlik oranı gibi.

Mevcut ekonomik göstergeler ışığında bu hedefler geçerliliğini sürdürüyor mu? Yoksa bir revizyon ihtiyacı var mı?

2023 hedefleri, 2008-2009 kriziden sonra ortaya koyduğumuz hedefler. Yılbaşından bu yana TL dolar karşısında yüzde 19,6 değer kaybetmiş. Uzun vadede dünyada gelişen ülkelerle ilgili olumsuz bir tablo var.

Orta Vadeli Program (OVP) açıklandı ve bir tartışma başladı, acaba rakamlarda makyaj mı yapılıyor diye? Bugüne kadarki uygulamalardan farklı olarak ilk deva geçen hafta açıklanan OVP’de gayrisafi yurtiçi hasıla tahmininde satın alma gücü paritesine geçildi. Milli geliri daha yüksek gösterecek böylesi bir değişikliğe sizin bakışınız nasıl? Siz görevde olsaydınız, bu tür bir değişiklik karşısında ne derdiniz?

Bunun arkasında çok da fazla bir şey aramaya gerek yok. Art niyet aramamak lazım. Alışkanlık ülkelerin dolar bazındaki milli gelirleri de yayınlanıyor satın alma gücü paritesine göre de milli gelirler yayınlanıyor. AB’nin kendi içerisindeki refah mukayesesi satın alma gücü paritesine göre yapılıyor.

Türkiye ekonomisi son birkaç yıldır potansiyelinin oldukça altında büyüyor. Son yıllarda görülen duraklamanın nedenleri nelerdir? Bu duraklamadan nasıl çıkılabilir?

Potansiyel büyüme aslında reformla doğrudan bağlantılı. Reform yapmazsak yüzde 3-4 büyüme ancak olur. Merkez Bankası gevşerse bu yüzde 3’ü bile mumla ararız. Reformların amacı potansiyel büyümeyi artırmak. Bu da zaman istiyor. Seçim sonrası kurulacak hükümetin ilk 90 günü çok kıymetli olacak. Bazı reformlar çok hızlı yapılmalı. Altın 90 gün çok önemli bir fırsat. G20 ülkelerin hiçbirisinde detaylı reform hazırlığı yok. Hiçbir ülkede 1248 eylem 25 başlık yok. Kaliteli büyüme deyince bazılarının işine gelmiyor. Akıllı politikalar uygulamak lazım.

Cari işlemler açığındaki daralmanın olumlu olduğunu ama hala mevcut düzeyin yüksek görülmesi gerektiğini söylediniz. Sizce Türkiye gibi cari açık vermeden makul bir hızda büyümesi çok zor olan bir ekonomi için ideal cari açık seviyesi nedir?

Cari açık var. Ağırlık kredi özel sektörümüz alıyor onların dış borcunun sürdürülebilirliği önemli olacak. Ne kadar çok cari açık o kadar dış kredi. Yüzde 3-4 büyüyen ülke için sürdürülebilir cari açık yüzde 3-4’tür.

 

kaynak: NTV