Yeni Türkiye’de ifade özgürlüğü

nesrinnas

Washington Post’un “Erdoğan Washington’a geldi ve her şey biraz delirdi” başlığıyla, sendika çevreleri dergisi Mother Jones’un “Türkiye Cumhurbaşkanı Washington’ın merkezine kaos getirdi” manşetiyle verdiği, Ulusal Basın Kulübü Başkanı Burr’un “Türkiye’nin lideri ve güvenlik ekibi ABD’de misafirdir. Gazetecilere, protestoculara ya da herhangi birine el uzatmaya hakları yoktur” açıklaması yapmak zorunda kaldığı, Erdoğan’ın 200 kişiyle yaptığı ABD çıkarmasının Türkiye’ye bir maliyeti olacak gibi görünüyor…

İlk işaret fişeğini Obama ateşledi. Obama, diplomatik dille ama bir o kadar sert bir şekilde Erdoğan’ı eleştirerek ve bunu Cumhurbaşkanı halen Amerika topraklarındayken yaparak, ABD’nin Türkiye’yi artık stratejik ortak olarak hatta müttefik olarak görmediğini, Türkiye ile sadece gerektiğinde işbirliği yapılabilecek bir ülke statüsü ile çalışılacağını dünyaya ilan etti.

Özgürlüklerin alanının daraldığı, Türkiye’nin “yasaklar esas, özgürlükler teferruat” düzlemine yerleştiği artık bir sır değil. İfade özgürlüğü, basın özgürlüğü, akademik özgürlük…Hepsi sizlere ömür…Mizah, eleştiri, hiciv uzun bir süredir en tehlikeli ve yıkıcı faaliyet olarak görülüyor. Sadece ülke sınırları içinde değil, sınırlar ötesinde de ifade özgürlüğüne müdahale edebileceğini ve mizahı yasaklatabileceğini düşünen bir yönetimimiz var.

Her ne kadar Cumhurbaşkanı CNN televizyonunda Amanpour’a konuşurken ve Brookings’te yaptığı konuşmada “Türkiye, şu anda en eli kanlı örgütlerin ortak hedefidir. Buna rağmen, demokrasiden, özgürlüklerden, hukuk devletinden taviz vermeden mücadelemizi yürütüyoruz. Maruz kaldığı yüksek birçok terör tehdidiyle mukayese edildiğinde hak ve özgürlükler bakımından Türkiye’den daha ileri standartta bir ülke yoktur.” demişse de, bu konuşmanın yapıldığı saatlerde Türkiye’de Dündar-Gül’ün yargılaması sürüyor ve barış bildirisine imza attığı için üniversiteden atılmış, hakkında yakalama kararı olan Meral Camcı tutuklanıyordu…

Dahası Cumhurbaşkanı, CNN’de ve Brookings’de aksini söylese de, başta medya ve akademik özgürlükler olmak üzere, tüm özgürlükler konusundaki tutumunu mizah yoluyla eleştiren ve Alman Devlet Kanalı NDR’de yayınlanan bir klip üzerine Almanya Büyükelçisi’nin Dışişlerine çağrılarak Türkiye’nin rahatsızlığının iletilmesi ve nota verilmesi Türkiye’deki gerçeğin ne olduğu konusunda hiçbir tartışmaya yer bırakmıyordu…Kendi gerçeklerine hapsolup dünyada olan bitene kör ve sağır olmak bu olsa gerek. Öyle ki, bu notadan sonra, sadece 300 bin izleyicisi olan klip her dilden alt yazıyla, en az 4 milyon insana ulaşmış.

Epey bir süredir kör ve sağır olduğumuz dünya, uzayda minik bir fabrika kurup meraklısına uzayda üretilen malları satmayı, yerçekimsiz ortamda yangın deneyimi yapmayı ve yapay zeka deneylerini gerçekleştirme yolunda epey bir mesafe katetmişken, bizi yönetenlerin hala Alman televizyonunu susturabileceklerini düşünmeleri ve dünyanın bunu duymamış gibi yapacağını sanmaları inanılır gibi değil doğrusu.

Üstelik Almanya’ya bu notayı verirken, aynı zamanda sakın ola yanılıp da Türklere vizesiz seyahat hakkı falan tanımaya kalkışmayın demiş olduklarının ya farkında değiller, ya da Suriyeli mülteci kozunun her düğümü çözeceğine olan kör inanç, aklı ve mantığı bütünüyle esir almış…

Sonunda Avrupa Parlamentosu Başkanı Martin Schulz da patlamış ve “Bir ülkenin cumhurbaşkanı karikatürize edilişinden rahatsız oluyor diye Almanya’da demokratik hakları sınırlamamız kabul edilemez… Politikacılar hicivle yaşamayı öğrenmek zorunda, hatta Türk Cumhurbaşkanı bile” demiş.

İfade özgürlüğüne tahammülsüzlükte hiçbir dur durak tanınmayacağının bir başka göstergesi de Cumhurbaşkanı’na her yönüyle bağlı medyanın ülkenin Başbakanı’nın sözlerini dahi sansürlemesidir. Bu bir ilktir. Başbakanın sözlerinin dahi sansüre uğradığı bir ülkede sıradan vatandaşların ifade özgürlüğünden bahsetmek bile artık büyük cesaret işidir. Oysa kendisi de akademik kimlik taşıyan Başbakan, akademisyenlerin yargılanmasına karşı bile değil, sadece tutukluluklarına karşı. Bu bile Başbakan’ı sansürlenmekten kurtarmıyor. En azından Obama ve Batılılar eleştirilerini hala yüksek sesle yapabiliyorlar. Buna da şükür desinler…