Zeytindağı’nı oku Suriye’yi anla

zeytindağı

Bizim siyasilerimiz öyle kitap okumaktan falan pek hoşlanmazlar. Bazıları da işin kolayını bulmuşlardır, danışmanlarına özet çıkarttırırlar, onu gözden geçirirler. (Dünyanın hayran kaldığı derin bilgi ve birikimlerinin kaynağı da böylece anlaşılmış oluyor.)

Bendeniz şimdi haddimi aşarak, kitapla başı hoş olmayan Ankara camiasına bir kitap önereceğim. Bu kafayla giderlerse ne olacağını, yani Türkiye’nin ve kendilerinin istikbalini bu kitapla görebilirler ve belki bu vesileyle kendilerine çeki düzen verirler, Türkiye’yi de muhtemel bir yıkımdan kurtarırlar.

Bahsettiğim kitap, rahmetli Falih Rıfkı Atay’ın meşhur “Zeytindağı” adlı eseridir.

Rahmetli edebiyat hocam Behçet Kemal Çağlar bu kitap hakkında şunları yazıyor:

Zeytindağı, insanın kanını donduran tarihi bir süreci, bir imparatorluğun çöküşünü, o zamana göre en duru Türkçeyle karşımıza getiriyor. Kitapta Mehmetçiğin Yemen’de, Aden’de, Kanal’da, Gazze’de, Arap Çölleri’nde nasıl kırıldığınıhayretler içerisinde okuyacaksınız.

            Cemal Paşa’nın emir subayı olarak, o günlerde en yakınında olan Falih Rıfkı, Zeytindağı kitabıyla tarihimize bir ibret belgesi bırakırken, her biri destan olabilecek, askerin günlükleri ve adeta kumar masasında kaybedilen Ahmetlerin, Mehmetlerin hikayeleri tüylerinizi ürpertecek.

            Bu kitabı okumak adeta bir borçtur ve bir vazifedir.  (Behçet Kemal Çağlar)

Zeytindağı’nda Falih Rıfkı kifayetsiz muhteris ve maceracı İttihatçıların memleketi nasıl batağa sürüklediklerini anlatır. Gerçi kendisi ve çevresi de İttihatçıdır ama, ama dürüst ve vicdanlıdır. Zamanın tabiriyle bir “münevver”dir, sorumluluk duygusu vardır. İttihatçı triumvira’dan Cemal Paşa’nın emir subayı olarak Suriye cephesinde bulunmuş ve o korkunç bozgunu karargahta yakından izlemiştir.

Kitabın bir yerinde, Suriye bozgunundan sonra komuta hey’eti trenle İstanbul’a gelirken (veya kaçarken), bir istasyonda perişan bir kadın gelene geçene “Ahmed’imi gördünüz mü? diye ağlayarak sorar. Falih Rıfkı da, kendi kendisine hayıflanarak, “Biz Ahmed’ini kumarda kaybettik” der…

Ben bu kitabı ilk okuduğumda Lisedeydim. Yukarıda andığım rahmetli hocam Behçet Kemal Bey tavsiye etmişti.

Aile büyüklerim içinde Kurtuluş Savaşı kahramanları vardı, onların camiasında İttihatçılar kıymetli insanlardı. Ben de onlardan İttihatçıların (belki de haklı) vatanseverlik hikayelerini dinleyerek büyüyordum. Ve onları adeta kusursuz kahramanlar olarak görmeye eğilimliydim.

Ama bu kitap gözlerimi ve vicdanımı açtı. Özellikle aşağıda vereceğim bir pasaj, balyoz gibi kafama indi ve yüreğimi dağladı. Bir süre geceleri kabus görüp terler içinde uyandığımı hatırlıyorum.

Bu kitabı okuyunca İttihatçıların nihai notunu verdim, küçücük aklımla kendimi onların temsil ettiği maceracılıktan ve tek adam zihniyetinden ayırıp demokrasiye bağlandım.

Memleketi tekrar bir maceraya sürükleyip Ahmed’lerimizi Suriye kumarında kaybetmeyi düşünenlere hatırlatıyorum, lütfen bu kitabı okusunlar…

Yani, daha Türkçesi, lütfen Suriye’de yeni bir maceraya girmeyelim…
___________________________________________________________

BAHSETTİĞİM ÇARPICI PASAJ ŞUDUR:

İstasyonda bir kadın durmuş, gelene ge
çene: ‘Benim Ahmed’i gördünüz mü?’ diyor.

Hangi Ahmed’i? Yüz bin Ahmed’in hangisini?

Yırtık basmasının altından kolunu çıkartarak, trenin gideceği yolun, İstanbul yolunun aksini gösteriyor: ‘bu tarafa gitmişti’ diyor.

O tarafa Aden’e mi, Medine’ye mi, Kanal’a mı, Sarıkamış’a mı, Bağdad’a mı?

Ahmed’ini buz mu, kum mu, iskorpit yarası mı, tifüs biti mi yedi? Eğer hepsinden kurtulmuşsa, Ahmed’ini görsen ona da soracaksın: “Ahmed’imi gördün mü?”

Hayır. Hiçbirimiz Ahmed’ini görmedik. Fakat Ahmed’in her şeyi gördü.

Allah’ın Muhammed’e bile anlatamadığı cehennemi gördü.

Şimdi Anadolu’ya, batı’dan, doğu’dan, sağdan, soldan bütün rüzgarlar, bozgun haykırışarak esiyor.

Anadolu, demiryoluna, şoseye, han ve çeşme başlarına inip çömelmiş, oğlunu arıyor.

Vagonlar, arabalar, kamyonlar, hepsi ondan, Anadolu’dan utanır gibi, hepsi İstanbul’a doğru, perdeleri kapatmış, gizli ve çabuk geçiyor.

Anadolu Ahmed’ini soruyor.

Ahmed, o daha dün bir kurşun istifinden daha ucuzlaşan Ahmed, şimdi onun pahasını; kanadını kısmış, tırnaklarını büzmüş, bize dimdik bakan ana kartalın gözlerinden okuyoruz.

Ahmed’i ne için harcadığımızı bir söyleyebilsek, onunla ne kazandığımızı bir anaya anlatabilsek, o’nu övündürecek bir haber verebilsek…

Fakat biz Ahmet’i kumarda kaybettik!

(Falih Rıfkı Atay, Zeytindağı’ndan)