Somuncuoğlu’ndan Türkeş’e ülkenin “töre kavgası”

slu2

Salih Levent Uğurlu

20 Nisan 2000 gecesinde Cumhurbaşkanlığı adaylık dilekçesini vermek üzere TBMM’ye gelen MHP’li Bakan Sadi Somuncuoğlu’nun makam aracı MHP’li milletvekilleri tarafından çevrildi. MHP Genel Başkan Yardımcıları araca inip biniyor, Somuncuoğlu’nun adaylıktan vazgeçmesini istiyordu. Bir milletvekili ise, makam aracını tekmeliyor, ‘hain’ diye bağırıyordu. Sadi Somuncuoğlu, arabadan indi. Dilekçesiyle birlikte ağır adımlarla binaya yöneldi. Ancak binaya girmek imkansızdı. MHP’li vekiller binaya girişe izin vermiyordu. Eller bele götürüldü. Silahlar çekilmek üzereydi. Somuncuoğlu, milletvekillerinin ördüğü etten duvarı aşamayacağını anlayınca makam arabasına döndü. Meclis Dikmen Kapısından çıkarak uzaklaştı. Kamuoyu, Somuncuğlu’nun Cumhurbaşkanlığı adaylık macerasının bu görüntülerle bittiğini algılamıştı. Ancak mesele bundan sonra başlıyordu. Somuncuoğlu, daha sonra elindeki dilekçenin nüshasını evinden faks yoluyla Meclis’e gönderdi. Başkanlık Divanı da adaylığını kabul etti. Fakat ertesi gün TBMM Başkanı’nın makam odası basıldı, dilekçe yırtıldı. Sadi Somuncuoğlu aday olamadı. MHP’nin, 57. Hükümetteki ortakları DSP ve ANAP ile birlikte üzerinde uzlaştığı isim Ahmet Nejdet Sezer Cumhurbaşkanı seçildi. Devlet Bahçeli, Somuncuoğlu ve ona saldıran milletvekilleri hakkında inceleme başlattı. Bahçeli sonra, Başbakan Ecevit’ten adaylıktan çekilmediği ve hükümetteki görevinden istifa etmediği için Somuncuoğlu’nun Devlet Bakanlığı görevinden azledilmesini istedi. Ecevit, bu isteği kabul etti. Azil tezkeresini Cumhurbaşkanı Demirel’in onayına sundu. Demirel, 16 Mayıs 2000’de görevi Ahmet Nejdet Sezer’e devredeceği tarihten 8 gün önce, 8 Mayıs 2000’de azli onayladı. Somuncuoğlu Devlet Bakanlığı görevinden azledilmiş oldu.

MHP’deki bu hadise siyasi tarihe “töre kavgası” olarak geçmiştir. Soru şu, bu töre kavgası sadece MHP’nin mi yoksa Türkiye demokrasisinin bir töre kavgası mı? Gelinen noktada Tuğrul Türkeş’in yaşadıkları Somuncuoğlu’nun yaşadıklarından eksik mi, fazla mı tartışmasının bir önemi yok. Ya da MHP’yi yerde yere vurarak diğer partilerin kirli sicillerini ört bas etmeye çalışmanın da bir anlamı yok. Sağdan sola bütün partilerin geliştirmek için çabalamadığı parti içi demokrasi meselesi aslında ülke demokrasisine zarar vermeye devam etmektedir. Zira siyasi partilerin toplumla bütünleşmesi ve geniş tabanlı bir katılımın sağlanması için demokratik ölçütlere göre teşkilatlanması gerekmektedir. Aksi takdirde Robert Michels’in, bütün politik sistemlerin sonunda oligarşiye dönüşeceğini belirttiği “Oligarşinin Tunç Yasası”nı aşamamaya devam edeceğiz.