Bad-el-harab-ul-Basra

Adsız

Ölümlerin ardından ağlamaktan gözümüzde yaş kalmadı. Acıdan kaskatı kesildik.

7 Haziran’dan sonra girdiğimiz karanlık tünelden dağılmadan, paramparça olmadan çıkabilme umutlarımız iyice azalıyor.

Ülkenin kalbinde beş ay içinde yüzlerce can alan üç patlama yaşanıyor. Paramparça olan cansız bedenlerin arasında feryatlar içinde çocuğunu, annesini, babasını, arkadaşını arayan insanların çaresizliği ekranlardan hepimizin hayatına akıyor. Bir kez daha derin bir acıyla herkes sevdiğini kaybetmenin acısını yüreğinin en derinlerinde hissediyor.

Biraz ileride üç bakan açıklama yapıyor. Sözler aynı. “Devletimiz güçlü, sabrımızı test etmesinler, terörle mücadele kararlılığımız sürüyor…” Bakanlar lafı uzatmadan can kayıpları ve yaralıların sayısını veriyorlar. Başkalarının sonsuz ve sorunsuz iktidar hırsının kurbanı olan bu insanlar onlar için çoktan bir sayı olmuş…

Sınavdan çıkmış öğrenciler, bugün Galatasaray’ın futbolcusu olan oğlu Umut’u kucağına aldığı gün mezara girecek bir baba, hayatının baharında sosyal medya hesabından bize gülerek bakan pırıl pırıl bir genç kız…Hepsi, bir gün dahi muhalefete düşmeye tahammülü olmayan, iktidara mahkum bir yönetimin ülkeyi sürüklediği sürekli çatışma halinin bedelini ödeyen günahsız insanlar…

Bir tekmeyle barış masasını devirenlerin, Anayasa’yı bekleme odasına alanların, polisi, askeri, istihbaratı, yargıyı kendi iktidarlarını korumaya memur edenlerin, gazeteleri halkla ilişkiler bültenlerine çevirenlerin tüm bu yaptıkları karşısındaki sessizliğimiz hepimizi bu ölümlerin suç ortağı yapıyor.

Yarattıkları korku iklimi ve kaostan güç derlemeye çalışanların bu topluma dayattıkları düşmanlık, nefret, şiddet ve hukuk dışılık ülkeyi devasa bir cenaze evine çevirdi. Beş ayda üç kez vurulan başkent, Suriye’den beter hale getirilen Kürt yerleşim birimleri, Anadolu’nun her köşesine dağılan bayraklara sarılı tabutlar…

İnsanlar çaresizlik içinde “iktidarınız da, başkanlığınız da yerin dibine batsın” diye haykırırken yandaş gazetecileri aracılığıyla bize “ülke bir süre daha bu terörle yaşayacak” diyorlar. “Neden, neden?” diye soranları, ölümler dursun diye haykıranları cezalandırarak, yargılayarak susturuyorlar ve bir Suriyeli dostumun dediği gibi Türkiye’yi Suriye’nin kaderine mahkum ediyorlar.

Oysa daha fazla acı çekmeden, daha çok canı toprağa vermeden, Türk-Kürt, Sünni-Alevi, AKP’li ya da başka partili, bizi birbirimize bağlayan ipleri koparmadan, köprüleri atmadan hala birbirimizin yüzüne bakabiliyor, elini tutabiliyorken üzerimizdeki ölü toprağını silkeleyip “barış, demokrasi, hukuk devleti, özgürlüklerimiz ve çocuklarımızın huzurlu geleceği” için tepki vermeliyiz. Yeter artık diye bağırmalıyız.

Bizi eline silah alanların, arkalarına saldırgan kalabalıkları toplayanların yönetmesine izin vermeyelim.

Aklı başında, utanma duygusu olan, hala yüzü kızaran, vicdan sahibi herkes bugün bir araya gelmeyecekse ne zaman gelecek?

Aksi halde bad-el-harab-ul-Basra!