KONUŞMA SANATI ÜZERİNE

fadfjadhgsdjgsdogsdpf

Sözcüklerin gücünü anlamadan, insanların gücünü anlayamayız.

Sözcükleri ne kadar uygun seçer, yerinde kullanır ve doğru ifade edersek, karşımızdaki-lerle o denli başarılı ilişkiler kurarız. Bir kelimenin insan hayatını değiştirdiğini çok görülmüştür. Yerinde ve zamanında kullanılan bir kelimenin ya da cümlenin ne kadar önemli olayları çözdü-ğüne birçoğumuz tanık olmuşuzdur. Bazen tek bir cümle bile, karşımızdakinin nasıl bir insan olduğunu göstermeye yeter.

Kişinin konuşma biçimi, seçtiği sözcükler, onları kullanmadaki becerisi, konuşurken ta-kındığı tavır ve ses tonu çok önemlidir. İyi bir konuşmada, kullanılan sözcükler açık ve yerinde olmalı, ifade edilmek istenen fikirleri tam verebilmelidir. Kendimizi başkalarına en iyi biçimde anlatmanın ve başkalarını da en iyi biçimde anlamanın yolu dili iyi kullanmadan geçer.

Konuşmaya başlamadan önce, mutlaka hedef belirlenmelidir. “Hedefi olmayan, nereye nişan aldığını bilemez.” sözünü aklımızdan çıkarmamalıyız. Söz söylemek isteyen kişi; konusu-na hakim olmalı, konuya ait tüm verileri toplamalı ve fikirleri sırasına koyarak, tetkik etmelidir. Söylenecek konu iyice kavranırsa, kelimeler ardından gelir. Söz söylemek için çok bilmek gere-kir. Bilgi sahibi olunmadan, fikir sahibi olunmaz. Zira insan, belleğinde bulunmadığı şeyleri izah edemez. Etkili konuşabilme, büyük ölçüde bilgi ve genel kültüre bağlıdır. Kendisini önceden hazırlamayan insanlar, sohbetlerinde hep aynı hikâye ve sözleri tekrarlamak suretiyle, konuş-mayı çekilmez hale getirirler. Ayrıca, her şeyi bilirim iddiasında bulunan ve bilgiçlik taslayan kişinin kafası, başkalarının fikirlerine kapalıdır. Tesadüfen önüne çıktığı mevzuları birer vesile yaparak ve bunları fırsat bilerek, üzerinde uzun uzun konuşan kimseler, sıkıcı bir tablo sergiler-ler. Bazı insanlar boş boğaz, saygısız, alaycı, itirazcı, kibirli, geveze ve dedikoducudur. Bazıları da toplum karşısında konuşurken heyecanını kontrol edemez ve kendisine hâkim olamadığı için çabuk sinirlenir, hiddete kapılır ve doğru dürüst konuşamaz. Bu kusurlardan daima uzak durma-lıyız. Kullandığımız kelimeler, nasıl yaşadığımızı ve nasıl yaşayacağımızı belli eder. Konuşma bir insanın kişiliğini, karakterini, kültürünü, terbiyesini ve eğitimini açıkça ortaya koyar. Bu konuda atalarımız, “Sorma kişinin aslını, sohbetinden belli eder” demişlerdir.

Konuştuğumuz kişiye, devamlı “anladın mı?, biliyor musun?, tamam mı?” gibi sorular sormak, konuşma esnasında, sık sık “şey, eee” gibi kelimeleri kullanmak, insanı sıkar ve anti-pati uyandırır. Anlamı bilinmeyen kelimeler kesinlikle kullanılmamalı, kelimeler tam ve doğru telaffuz edilmelidir. Örneğin, “tavsiye” denilmesi gereken yerde, “tasfiye” gibi yanlış ifade biçim-lerini seçen bir kimse, çevresinde komik duruma düşer.

Konuşma mantıki bir sıra içinde, karmaşaya düşmeden, basit, açık ve net olmalı süslü, gösterişli, aşırı el kol hareketleriyle desteklenen konuşma biçiminden sakınılmalıdır. Özellikle mahalli şive, argo ve benzeri konuşma biçiminden kaçınılmalıdır. Kelimelerin kullanıldıkları yere ve duruma göre doğru vurgulanmasından, ses tonuna, nefesin kontrollü kullanılmasından mi-miklere ve kişinin kültürel birikimine kadar birçok özellik konuşmayı etkiler. Ancak, etkili bir ses tonuna dayanmayan, yüz ve göz ifadesiyle renklenmeyen bir konuşma da, ölü bir konuşma sayı-lır. Sözcüklerin anlam ve duygu yükünü, ses tonu ve yüz ifadesiyle zenginleştirmek gerekir.

İletişim bir başkasının dünyasına girip, onu anladığını hissetmek ve onunla güçlü bir bağ kurabilmek yeteneğidir. Hangi kültürden olduğumuzun önemi olmaksızın, dışarıdan gelen etkilere göre karşımızdakini anlayıp, onunla başarılı bir iletişim inşa edebiliriz. Önemli olan me-seleyi anlamaktır. Siz meseleyi anlamadıkça, onu başkalarına anlatamazsınız.

İki kişi konuşurken araya girmemeli ve gizli konuşmalar dinlenilmemelidir. Kapalı yer-lerde başkalarının duyacağı ve rahatsız olacağı şekilde konuşulmamalıdır. Sofrada tiksindirici söz ve hareketlerden kaçınılmalıdır. Hasta ziyaretlerinde üzücü ve ölüm gibi konulara girilmeme-lidir. Bu konuda atalarımız, “Asılmış adamın evinde ipten bahsedilmez” demişlerdir.

İnsanlar arası ilişkileri düzenlemede yerinde bir konuşma, oldukça önemli etki gücüne sahiptir. Konuşma biçimi ile insan ilişkilerini yönlendirip, olumlu veya olumsuz bir yere sürükle-yebiliriz. İnsan ilişkilerini düzenlemede çok önemli olan konuşma biçiminin gerekli etkiyi yapa-bilmesi, nerede, ne zaman ve nasıl konuşulacağını bilmeye bağlıdır.

Büyüklerimiz ve amirlerimizle konuşurken, ses tonumuz sakin olmalı, sitem anlamına gelecek kabalıktan ve el kol hareketlerinden sakınılmalıdır. Bir söz söylemeden önce, gerek kendimize ve gerekse başkalarına zararı dokunup dokunmadığı düşünülmelidir. Her nerede olursa olsun sorulara mutlaka yanıt verilmelidir. Konuşma, ilgi çekici ve gerekli konuları kapsa-malıdır. Sınıfta öğretmenin, adliyede hakimin, televizyonda muhabirin sorularına sadece cevap verilmeli, soru dışı konular anlatılmamalıdır.

Ciddi ve resmi davranılması gereken bir yerde, aşırı samimi, kontrolsüz bir yaklaşımla konuşmaya başlamak, kurumun kurallarını küçümseyen sözcükler seçerek konuşmak iletişime zarar verir. Bu konuda atalarımız, “ İnsanın alnında karakteri yazmaz, hareketleri belli eder,” de-mişlerdir. Bir tek cümle bile bize, muhatabın akıl yapısını, nasıl bir çevreden geldiğini, hatta maksadını ortaya koyar.

Kiminle ve hangi ortamda, hangi kültürde iletişim kurduğumuzu göz önüne almak gere-kir. Konuşmacı, dinleyicilerin seviyelerine uygun ifade ve cümleler kullanmalıdır. İki farklı du-yum içinde olan kişilerin ahenkli bir iletişim kurabilmeleri için özel bir hassasiyet gereklidir. Ör-neğin; yeni sohbete başladığınız kişilerle, genellikle aynı fikirde olduğunuz konuları konuşmak daha yerinde olur.

Konuşmada kendimizden ve geçmişimizden söz etmek yerine, karşımızdakinin iyi taraf-larından ve ondan edindiğimiz bilgilerden söz etmek daha uygun olur. Bu konuda atalarımız, “Sen kendini anlatmayı bırak, onu davranışların anlatsın” demişlerdir.

Dinlemek, sosyal terbiyenin temel taşlarından biridir. Karşımızdakine itiraz etmeden sü-kûnetle dinlemeli, ne demek istediğini anlamalı, sonra ona bazı sorular yönelterek söze başla-malıdır. Doğru olduğundan emin olsak bile, kesinlikle fikirlerimizde ısrar etmemeliyiz. Zira, gö-rüşlerinde çok fazla ısrar edenler, anlaşabilecek çok az kişi bulurlar.

Başkaları konuşurken ne zaman söze katılıp katılmamak gerektiğini ayarlamak, fikrimiz sorulmadan söze karışmamak gerekir. Bir insanın, nerede ve nasıl konuşacağını bilmesi kadar, nasıl susacağını da bilmesi gerekir.

Dinleme, titizlik, dikkat ve özen üstüne kurulmalı, konuşana mümkün olan ölçüde ilgi ve sevecenlikle yaklaşılmalıdır. Fikir ne kadar doğru olursa olsun, karşımızdakine seçme hakkı tanımalıyız. Konuşmacının sözü kesilmeden sabırla dinlemeli ve konuyu iyice anlamalıyız. İnsan-ları anlamak, onları dinlemekle mümkündür. Gösterebileceğiniz en büyük nezaket, dinlemektir. Konuşanı dinlerken, ayağı sallamak, masaya parmakla vurmak, kalemle oynamak ve kağıt karış-tırmak gibi rahatsızlık yaratan durumlardan kaçınmalıyız. “İki dinle bir söyle” atasözüne uymalı-yız.

Eleştiride olumlu ve olumsuz yönler birlikte ele alınmalıdır. Yerinde, yumuşak, anlayışlı ve hoşgörülü bir konuşma stiliyle sunulursa, eleştirinin yapıcı etkisi artırılabilir.

Başkalarının yaptığı dilbilgisi, kelime ve fikir yanlışlıklarını düzeltmeye kalkmamalı ve bunları duymazlıktan gelmeliyiz. Zira,“Başkalarını kötülemekle sana iyi denilmez” atasözünü unutmamalıyız.

Konuşma sanatını ve inceliklerini bilen, düşündüklerinin hepsini söylemez. Fakat söyle-diklerini düşünür de söyler. Yerinde söz söylemesini bilen, özür dileme gereğini duymaz. Bu konuda atalarımız, “Düşünmeden konuşmak, nişan almadan ateş etmeye benzer.” demişlerdir.

Düzenli, güzel ve etkili konuşanlar, muhatapları tarafından daima saygı görürler ve söz-leri ciddiye alınır. Rasgele konuşanlar, toplumda ciddiye alınmazlar ve çevresinde ilgi görmezler. Lafını ölçen, zaman ve zemine göre konuşmasını bilen, sabreden daima kazançlı çıkar. Konuşma insan aklını kullanma sanatıdır. Konuşma sanatının gerektirdiği yeterliliği kazanmış insanlar, aklını ve bildiklerini de en iyi kullanan insanlardır.

Konuşmanın dinleyiciler üzerinde yapacağı etki önceden hesaplanmalı, konuyla ilgisi olmayan sözcüklerden sakınılmalı, az ve öz konuşulmalıdır. Bazen bir tek söz, insanı uyandırır. Kimi sözler vardır ki, tek başına bir kitap gibidir. Yerinde yapılan kısa bir konuşma, yersiz yapı-lan uzun bir konuşmadan bin defa daha etkilidir. Bu konuda atalarımız, “ Kıymet ve tesir, çok sözde değil, yerinde ve özlü sözdedir.” demişlerdir. Yine bu konuda Yunus Emre; “çok söz ha-mal yüküdür” demektedir.

Her zaman herkesi memnun edemeyiz ama, nazik bir dille memnun edecek şekilde ko-nuşabiliriz. Tatlı dili olanların dostları her gün artar. Unutulmamalıdır ki, öğrenilmesi gereken ilk dil, tatlı dildir. Bu konuda atalarımız, “Kişinin kıymeti, dilinin altında ve kaleminin ucunda gizli-dir. Onu söz ve yazı ile açığa vurur.” demişlerdir.

Ne kadar bilirseniz biliniz, bütün bildikleriniz karşınızdakinin anladığı kadardır. Anlama-dığımız bilgiler bizim olamaz. Sözün bütün gayesi anlaşmaktır.

Eğer bizi anlamışlarsa, bu iyi konuştuğumuzun bir delilidir. Sözün en güzeli; söyleyenin doğru olarak söylediği, dinleyenin de yararlandığı, kısa ve anlamı derin olan sözdür. Yine de, son sözü Yunus Emre söylesin:

Sözünü bilen kişinin, yüzünü ak ede bir söz;
Sözünü pişir diyenin, işini sağ ede bir söz.
Söz ola kese savaşı, söz ola kestire başı;
Söz ola ağulu aşı, bal ile yağ ede bir söz.
Kişi bile söz demini, demeye sözün kemini;
Bu cihan cehennemini, düzelte bir güzel söz.

Fevzi Şahingöz