Müslüman ve Demokrat Olmak

ibrahimhocayazı

Papa’nın din ve laiklikle ilgili sözlerinin üzerinden çok geçmeden, Tunus Nahda Hareketi’nin lideri Raşid Gannuşi, “laiklik, özgürlük ve demokrasi” vurgusu yaparak, “Siyasal İslam’dan Müslüman Demokratlara” doğru evrildiklerini söyledi.

En önemli nokta ise “Dini siyasi mücadelelerden uzak tutmak istiyoruz” ifadesi. Bunun somut adımı olarak Nahda Hareketi üyelerinin bundan sonra camilerde vaz vermeyeceği kararı alınmış.

Siyaset camide değil, siyasi alanda yapılacak.

Siyaset için başta camiler olmak üzere, dini semboller kullanılmayacak.

Ülkemizde de dindarlar yıllarca “dini siyasete alet edebilir/ediyor” iddiası ile militan laikliğin baskısı altında yaşadı.

Samimi Müslümanlar mağdur edildi.

İslamcıların iktidara gelmesi ile bu iddia yine gündemden düşmedi.

İktidarın bazı uygulamaları maalesef bu laik iddia ve korkunun boşuna olmadığını gösterdi.

Bunun için Gannuşi’nin şu sözleri önemli:

“Modern bir devlet, ideolojiler, büyük sloganlar ve siyasi kavgalarla değil, uygulanabilir programlarla işler.

Devletin gücü, baskı ve özgürlüklerin reddi anlamına gelmediği gibi; özgürlük de kaos anlamına gelmez”

Başta İhvan Hareketi, siyasal İslam söylemini bilenler Gannuşi’nin aslında ne demek istediğini daha iyi anlar.

Özellikle de “Modern bir devlet, ideolojiler, büyük sloganlar ve siyasi kavgalarla değil, uygulanabilir programlarla işler” sözü bu bağlamda çok çok önemli.

Yüzü büyük bir özlem duyulan geçmişe dönük; deyim yerindeyse maziperest, modern dünyadan kopuk, sorunları çözecek projelerden çok sloganları olan bir kuşaktan bahsediyor Gannuşi.

“Çözüm İslam’da”. “İslam gelecek, dertler bitecek”… Daha yüzlerce sığ ve basit slogan.

Kur’an’ın “akıl ve hikmete” yaptığı vurguyu unutarak; kitle psikolojisi ve hissiyata hitap eden sığ sloganlar. Bu sloganlarla samimi dindar kitleleri yıllardır istismar eden Müslüman siyasiler.

Mısıra yaptığım ziyaretlerde duvarlarda ve sokaklara asılmış bu tür boy boy İslami afişleri görmüş; acı acı gülmüştüm.

Gannuşi, Said Nursi’nin realist bir anlayışla bir asır önce dile getirdiği “eski hal muhal, ya yeni hal, ya izmihlal” tespitini adete bir kez daha teyit ediyor.

Gannuşi’nin Suriye’de eğitim gördüğünü, başta rahmetli Seyit Kutub olmak üzere İhvan Düşüncesini birinci elden tanıdığını ve bildiğini bizzat kendisinden dinlemiştim.

Gannuşi ile 1999 yılında Cape Town’da katıldığım bir toplantıda tanıştım. Doğrusu bizi Ahmet Davutoğlu tanıştırdı.

Bir yandan Davutoğlu’nun gerçekten “derin” soruları, diğer yandan benim sorularım…

Saatlerce süren bir sohbet başladı.

Üç gün birlikte olduk.

Medyadan tanıdığımız Gannuşi’yi yakından tanıdık.

Beni en etkileyen yönü, hüzünlü tebessümü, ülkesine ve Müslüman topluma olan ilgisi ve Türkiye’yi yakından takip etmesiydi.

Batı’nın en etkili siyasi merkezlerinden biri olan Londra’da; ama Müslüman kimliğinden zerre kadar taviz vermiyordu.

Gannuşi %85 oyla kazandığı seçimi kaybetmiş; taraftarları hapsedilmiş, kendisi ise Londra’ya hicret etmişti.

Batıda yaşamanın ne kadar zor olduğundan bahsetmişti. Siyasi kimliğine rağmen ülke giriş-çıkışlarında uğradığı muamele hiç de iyi değildi.

21 yıl boyunca Londra’da sürgünde yaşayan Gannuşi, 2011 yılında Zynel Bin Ali rejiminin devrilmesinden sonra Tunus’a döndü.

Tunus devriminden sonra da Gannuşi’yi yakından takip etmeye çalıştım.

Fiili liderliği değil de, ülkesi, partisi ve insanı için “Bilge bir insan” olarak kalmayı; tecrübesi ile danışmalık yapmayı tercih etmesini takdir ettim; başarısı için dua ettim.

Gelinen süreçte Gannuşi; vizyonu, samimiyeti ve tecrübesi ile ülkesinin kritik bir eşikten başarı ile geçmesini sağladı.

Bunu yaparken, siyasal İslamcıların romantizm ve hayalperestliğini bir kenara bırakıp ne kadar gerçekçi olduğunu; yaşadıklarından büyük dersler çıkardığını gördük.

Gannuşi’nin tecrübelerinden tüm Müslüman toplumların; özellikle de siyaset erbabının öğreneceği çok şey var.

Nahda Hareketi’nin Kongresi öncesi medyaya yaptığı açıklama adeta tüm siyasal İslamcılara “maziperestliği ve hayalperestliği bırakıp, İslami değerleri farklı bir zaman ve zeminde yeniden inşa” için bir ders niteliğinde: Siyasal İslam’ı bırakıp, demokratik İslam’a geçiyoruz. Siyasal İslam’ı temsil ettiğimizi iddia etmeyi bırakıp, Müslüman demokratlar olduğumuzu söylüyoruz.

İbn Haldun’un memleketi Tunus’ıun yolu açık olsun.

Tunus’un başarısı, hepimizin başarısı olacak. Böylece İslam’la demokrasinin birlikte var olabileceğini göreceğiz.

Dahası, Kur’an’ın “ahlak temelli sosyo-politik bir toplum inşa etme” amacı; İslami değerlerin hakim olduğu demokratik bir zeminde gerçekleşebilir.