“Türkiye’yi dinlemeyi bilseydiniz sorularınızın cevaplarını alırdınız”

ahmet davutoğlu

Başbakan Ahmet Davutoğlu, Fransa’nın Strasbourg şehrinde Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi’ne seslendi. Başbakan Davutoğlu’na doğu ve güneydoğu illerinde süren operasyonlar hakkında İngilizce soru soran HDP milletvekili Ertuğrul Kürkçü’ye çok sert karşılık verdi. Öncelikle “Bu soruyu Türkçe sormanızı isterdim” diyen Başbakan Davutoğlu, “Kim yaparsa yapsın, yollara mayın döşerse, bomba yüklü arabalara vatandaşlarıma saldırırsa onu durdurmak benim asli görevimdir ve bu mücadele her Türkiye vatandaşı kendini güvende hissedene kadar sürecektir. Çözüm süreci ilan edildiğinde silahlar bırakılsaydı bugün başka şeyler konuşuyor olabilirdik. Terör örgütü eylemlere devam edecek, siz dönüp bu operasyonların ne zaman biteceğini soracaksınız. Ama Türkiye’de her şey konuşulabilir. TBMM’de istediğiniz ifadede bulunuyorsunuz. Sorularınızın cevabı bu satırların arasındadır. Türkiye’yi dinlemeyi bilseydiniz, sorularınızın cevaplarını alırdınız” dedi.

AKPM bahar oturumu için Strasbourg’a gelen Başbakan Ahmet Davutoğlu Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi’ne seslendi. Davutoğlu daha sonra Meclis’te soruları yanıtladı.

Konuşmanın satır başları şöyle:

“Düzensiz göçün yarattığı ortak sınama Türkiye ve AB’nin brbirinden ayrılamayacağını göstermiştir. Göçmen sorunu ortak sorunumuzdur.

Ekim 2015’te başlayan müzakereler ilişkilerimizin temelidir.

Dostlarımız maalesef külfet paylaşımında gereken sorumluluğu üstlenmemiş, bölge ülkeleri yalnız bırakılmıştır. Şunu özellikle vurgulamak istiyorum, Suriyeli kardeşlerimiz için yaptıklarımızdan ve yapacaklarımızdan, takdir edilmek için bahsetmedim ve buraya da takdir edilmek için gelmedim. Biz sadece sorunun ciddiyeti, boyutları ve külfet paylaşımının önemine dikkat çekmek için bunları uluslararası kamuoyuyla paylaşıyoruz.
Mutabakat etkin biçimde uygulanabilirse göçmen sorununda etkin bir sonuç alınabilir ancak kalıcı çözüm için Suriye’deki sorunlar çözülmelidir.

Bizim, mazlumlara, masumlara kapımız açıktır, ülkemiz açıktır ama en önemlisi yüreğimiz ardına kadar açıktır ve açık kalacaktır. Önümüzdeki dönemde de bu insani tutumu sürdüreceğiz.

Kitlesel göç dalgalarının önüne geçmek için mültecilerin kendi ülkelerinde kalabilecekleri ortamı yaratmak zorunludur. Suriye baskıcı bir rejimin zulmü altındadır.

DAEŞ ile mücadele için de Suriye’de ihtilafın sona erdirilmesi gerekmektedir.

Küreselleşmenin hayatın her alanını etkilediği böyle bir ortamda, adalet ve merhameti de küreselleştirmek zorundayız. Aksi halde dünyanın hiç bir bölgesinde, ne adaletten ne özgürlükten ne de güvenlikten söz edebiliriz.
Kızılay’da, Ankara’nın göbeğinde otobüs beklemekte olan ve akşam barış içinde ailesine kavuşmak isteyen gençleri, çocukları, torunlarına kavuşmak isteyen yaşlıları canlı bomba ihtiva eden bir arabayla kendisini patlatarak katledenleri, DEAŞ’ın teröründen ayırt edip, onları insancıl bir örgüt gibi gösterme çabalarına karşı insanlık adına buradan haykırıyorum, terör terördür ve kim yaparsa yapsın, hepimiz omuz omuza durmadıkça terörle başa çıkamayız.

Bu saldırıları yapanlar belliyken ve o belgeler bütün dünyaya ifşa edilmişken, PKK ya da PYD’yi meşrulaştırma çabaları DEAŞ’ı meşrulaştırma çabalarından farklı değildir. PKK veya YPG, PYD için Avrupa’nın ortasında para toplama kampanyaları ve propaganda toplantıları düzenlenirken ve bunlar silahla takviye edilirken, terörle mücadele konusundaki dayanışma mesajlarının anlamı kalmamaktadır. DEAŞ’ın Avrupa’daki faaliyetleri bizi ne kadar endişelendiriyorsa PKK’nın Avrupa’daki faaliyetleri de bizi ve sizleri o kadar endişelendirmelidir.

Terörü herhangi bir din veya etnik grupla ilişkilendirmek tamamen yanlıştır ve bu tam aksine teröristlerin amaçlarına hizmet etmektedir. Özellikle de terörün İslam ile yan yana zikredilmesini şiddetle kınıyoruz.

SORU-CEVAP BÖLÜMÜNÜN SATIR BAŞLARI

Tek bir kadının mağdur edildiği bilgisi size ulaşırsa buyrun o kadını getirin başımızın tacı yaparız. Türkiye Başbakanı olarak değil vatandaş olarak söylüyorum bizim yönetimimizde hiçbir mazlum zalimlere teslim edilmemiştir, hiçbir kadının onuruna dokunulmasına izin verilmemiştir. Türkiye bütün mültecilere açık kapı, açık ülke politikasını uygulamaya devam edecektir.

12 Eylül 1980’de Türkiye’de bir darbe yapıldı ve beş general siyasi partileri kapattı, Bütün siyasiler hapishanelere gönderildi. Avrupa Konseyi’nde Türkiye’nin üyeliği askıya alındığında daimi temsilcinin yaptığı konuşmayı hatırlıyorum. “Bizi yalnız bırakmayın” diye çağrıda bulunmuştur Şimdi 36 yıl sonra bu makamda her şeyi ile özgür, Avrupa standartlarında demokratik bir ülkenin Başbakanı olmaktan gurur duyuyorum. Darbecilere karşı olduğum o dönemde Anayasa için hayır oyumu kullandım. 12 Eylül darbe rejiminin anayasasına hayır demiş biri olarak ülkemin darbe hukukunu ayaklar altına alması benim en büyük idealimdir ve mutlaka gerçekleşecektir. Anayasa reformumuz partinin çıkarları için değildir, Türkiye’de bir daha darbe olmasın, hiçbir vesayet ülke üzerinde kara bulutlar gibi dolaşmasın diye sivil özgürlükçü bir anayasa yapıyoruz. İnsan onurunu hiçe sayan anaysa kalıcı olamaz, 12 Eylül anayasası da kalıcı olmayacaktır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi temel olacak, evrensel demokratik değerlere aykırı tek bir madde bulunmayacak. Parlamenter sistem de başkanlık sistemi de ruh ayakta duruyorsa işe yarar. 12 Eylül anayasasından kaynaklanan asker kökenli Cumhurbaşkanı anlayışına dayanan, kontrol dengesi açısından bu dengesiz yasayı değiştirmemiz gerek. Yetki kimdeyse sorumluluk onda olmalı. Bizim için başkanlık sistemi daha uygundur ama her şeyi tartışmaya açığız.

Sayın Kürkçü’nün Türk Başbakanına Türkçe ifade etmesini tercih ederdim. Kendisine oy verenler de daha memnun olurdu. Devletlerin vatandaşlarına karşı görevleri vardır. Bir devletin vatandaşlarına karşı iki görevi vardır: güvenlik ve özgürlük. İnsan onuru bu iki şey üzerine talimdir. Çağdaş devletlerdeki temel mesele kamu düzeni olgusudur. Kamu düzeni olmadan devletler yaşayamaz. Gerilla diyerek meşrutiyet kazandırılmaya çalışılan PKK teröristlerinin kazdığı hendeklerin yanından okula gitmek zorunda olan çocuğu olsaydı, Kızılay’da katledilen kişilerden birinin akrabası olsaydı PKK’ya gerilla değil alçak bir terör örgütü derdi. Ben burada son seçimde halkından yüzde 49.5 oy almış bir başbakan olarak bulunuyorum ve halkıma bir söz verdim: Türkiye’nin her köşesi güvenli olacak. Kim yaparsa yapsın, yollara mayın döşerse, bomba yüklü arabalara vatandaşlarıma saldırırsa onu durdurmak benim asli görevimdir ve bu mücadele her Türkiye vatandaşı kendini güvende hissedene kadar sürecektir. Çözüm süreci ilan edildiğinde silahlar bırakılsaydı bugün başka şeyler konuşuyor olabilirdik. Terör örgütü eylemere devam edecek, siz dönüp bu operasyonların ne zaman biteceğini soracaksınız. Ama Türkiye’de her şey konuşulabilir. TBMM’de istediğiniz ifadede bulunuyorsunuz. Sorularınızın cevabı bu satırların arasındadır. Türkiye’yi dinlemeyi bilseydiniz, sorularınızın cevaplarını alırdınız. Suriyeli mültecilere sorun hiçbiri kendisini güçsüz, zayıf tehdit altında hissetmiyor. Türkiye’yi kimse Suriye’ye döndüremeyecek. Terör bitecek, Türkiye’de demokratik hukuk devleti sonsuza kadar sürecek.

 

kaynak: Habertürk