20 Nisan’ın anımsattıkları…

hitlernas
Birbirinden farklı renkleri ve beklentileri olan milyonlarca insanı, temel hak ve özgürlüklerine saygılı bir hukuk çerçevesinde buluşturduğunuzda çağdaş bir toplumun varlığından söz edilebilir. Çağdaş toplumlarda herhangi bir görüşün, eylemin çoğunluk tarafından benimsenmesi açık ve özgür bir tartışma ve ikna sürecine dayanır. Böyle toplumlarda kararlar daha uzun bir süreçte alınır, ama daha sağlam bir zemine dayanır. Çünkü bu toplumlarda hukuka, adalete, kurumlara güven en yüksek düzeydedir. Acılar ve sevinçlerde ortaklaşılır. Her türlü kriz ve karşılaşılan felaketler daha az maliyetle atlatılır…Her yaşanandan ders alınır ve hatalar tekrarlanmamaya çalışılır…

Ancak, bazen iktidarlar çoğulcu demokrasi ve hukuk devletinin güçlerini sınırlayacağı korkusuyla, çoğunluğun değerleri üzerinden siyaset yapma kolaycılığını seçerler. Şu veya bu şekilde çoğunluğun oylarını ya da onayını almak için “millet ne derse o olur” sloganı ile dine, aileye, ahlaka, etnik kimliğe, yaşam biçimine ilişkin değerleri siyasetin konusu haline getirir ve benimsedikleri çatışmacı, dışlayıcı ve ötekileştirici bir dil ve uygulamayla temsil ettikleri kitleyi sürekli kontrol altında tutarlar.

Sandık demokrasisi ve kamuoyu araştırmalarına dayandırılan çoğunluğun düşünceleri siyasetin ana girdisidir. Ancak bu yetmez. İş politika oluşturma sürecine gelince mutlaka ‘milletin iradesini temsil eden ve yansıtan karizmatik bir lider’e ihtiyaç vardır. Bu karizmatik lider, milletin değerlerine sahip çıkan, bazen millette olması gereken değerleri millete hatırlatan ve ayar veren ve milleti tüm kötülere karşı koruyan çok güçlü biridir. Kötü zaman zaman değişir. Ama milletin iradesini temsil eden liderden farklı düşünen herkes en ufacık bir itirazında bu “kötü” torbasına konur.

“Öteki”ne , kutuplaşmaya ,kapalı bir siyaset alanına ve çoğunluğun iradesinin ‘kanun’ olmasına ihtiyaç duyan bu siyasetin besleyici damarı hazineden geçinen yığınların çokluğu ve ranta dayalı ekonomidir. Bu nedenle siyasetin merkezinde olmak ve merkeze yakın konumlanmak önemlidir. Eğer ülkede kimlik, din, ahlak ve yaşam biçimi eksenli kaygılar hakimse ,millet olarak tanımlanan çoğunluğun adaletinin sağlanması karizmatik liderin ana misyonudur. Bu misyon lideri tartışılmaz kılar ve liderin çelişkilerini görünmez hale getirir. Çünkü her atılan adım liderin çoğunluğun adaletini teslim ettiği ‘tarihi’ bir adımdır. Bu nedenle güçlü kurumlara sahip demokratik hukuk devletlerinde çok göze batan ve sarsıcı olabilecek çelişkiler, “ben”e dayalı siyasetin besleyicisidir. Çünkü lider, milli irade öyle istediği için değişmiştir. Dolayısıyla karizmatik liderin bir gün beyaz dediğine bir başka gün siyah demesi çelişki olarak değil, milli iradeye saygının bir sonucu olarak sunulur ve kabul edilir.

20 Nisan Hitler’in doğum günüydü. Nasyonel Sosyalist Parti mensuplarının kutsal bir varlık olarak gördükleri Hitler hakkında yazılan yazıları okurken, tarihte çoğunluk siyasetini kutsayan ve kitleleri kontrol etmek için hem iç hem de dış düşmanlara sürekli ihtiyaç duyan karizmatik liderleri hatırladım. Hemen hepsinin ortak özelliği kendilerini en güçlü, en dokunulmaz hissettikleri anda kaybetmeleri…Ama ne yazık ki, onlar kaybettiklerini anlayana kadar hemen hepsinin ülkesi çok ağır bir yıkım ve felaketi yaşamak zorunda kalmıştır.

Çoğunluğu milli irade olarak tanımlayan ve kendilerini milli iradenin taşıyıcısı olarak adlandıran popülist karizmatik liderlerin gücü ellerine geçirme yöntemleri aşağı yukarı birbirinin aynıdır. Mesela, Hitler’in yüzde 44 oyla iktidara yerleştiği 1933 Mart seçimlerinden bir hafta önce çıkan Reichstag yangını, tüm partilerin seçim çalışmalarını sürdürmekte olduğu bir dönemde gerçekleşmiştir. Seçimlerden sonra bir yetki kanunu ile meclisin faaliyetlerine ara vererek, tüm yetkileri kabinesinde toplayan Hitler, bunu yapabilmek için gerekli oyu sağlamak için, 81 komünist milletvekilini gözaltına aldırmış ve bazı sosyal demokrat milletvekillerinin meclise girişini engellemiştir…O oylama ile parlamenter demokrasi sona ermiş, Hitler bir yıl sonra yapılan referandumda yüzde 90’a yakın oy alarak ömür boyu Cumhurbaşkanı seçilmiştir. Yüzlerce bilim adamını, yazarı, sanatçıyı vatandaşlıktan atan, onlarca milyon insanın ölümüne sebep olan Hitler 1945 yılında intihar ettiğinde, arkasında yanmış yıkılmış, aç ve hasta bir Almanya bırakmıştır.

Çoğulcu demokratik bir hukuk devletini ayak bağı görüp, çoğunluğun iradesinin egemenlik olmasına ihtiyaç duyanların, kazandıklarını düşündükleri anda aslında kaybettiklerini anlamaları için tarihe bakmaları yeter.